25 Haziran 2013 Salı

İf..ve diğer canavarlar.


1968 yılı avrupa tarihinde önemli bir yıldır. Fransa'da başlayan öğrenci ayaklanmasının, 2. dünya savaşının yarattığı insanlığın kendini koruma psikozunun artık bir yıkıma dönüştüğünün anlaşılmasının yılıdır. İngiltere, adet olduğu üzere yüzlerce yıllık emperyal statükosunun artık zirvesinde değildir ancak yetiştireceği yeni nesillerle tekrar o eski parlak günlerine döneceğinden emindir. En iyi müzikler, en sağlam sanayi ürünleri, en takip edilesi moda figürleri, pop figürleri bünyesinde toplamış ve dışarıdan bakınca son derece özgür görünen bir ülke olan ingiltere, aslında tüm sosyokültürel varlığı hali hazırda bir yönetme egosunun temelinde olan ülkeydi ve bu anıtın en dibinde duran kaynak tüm toplumlarda olduğu gibi eğitimdi. Söz konusu filmimiz İf.. de tam olarak bu konuyu anlatan muhteşem bir eser.

1971 yapımı otomatik portakal'ı izleyip dehşete kapılanlar Malcolm McDowell'ı iyi tanırlar. Kendisi if..'de hayata geçirdiği Mick Travis karakteriyle Kubrick'in fazlasıyla dikkatini çekmiştir. Daha sonra Alex DeLarge'ın da üstündeki o ironik sinir bozucu havanın kaynağı da aslında Mick Travis'tir. Ama otomatik portakal'ın aksine, Mick Travis'in nedenleri vardır.

İf.. altmışlı yıllarda bir erkek yatılı okulunda geçmektedir. Geleneklerin herşeyden daha önemli tutulduğu bu okulda üst sınıflardan seçilen bazı öğrenciler, alt sınıflardaki öğrencilere dilediğince emir verebilmekte, hatta birer kolluk gücü gibi okulu disiplin adı altında şekillendirebilmektedir. Mick Travis ve iki arkadaşı, okulun tabir yerindeyse çıkıntılarıdırlar. Yaz tatilinden okula dönüşte Mick okula kafasına sarılı bir atkıyla gelir ki bu yüzündeki o bıyığı gizlemek içindir. Mick'in bıyığını gören arkadaşları kendisine şimdilerde çok moda olan ve bilinen Guy Fawkes olarak takılacaklardır ki bu boşuna değildir. Mick, okulun Guy Fawkes'ıdır gerçekten de.

Okul müdürü, okulun ilk günü yapacağı konuşmada tüm öğrencilerden sadece tek bir şey ister; Çalışın ve oyun oynayın. Yani, çizgi roman okuyabilirsiniz EĞER Dickens okumalarınızı eksiksiz yaparsanız. Bu şartlı dayatmanın içeriğinde gizli olan şey, insani olan ne varsa ancak boyun eğerek elde edebilirsiniz hükmüdür. Şiddet de bu hükmün eksiksiz bir parçasıdır. Eğer kurallara uyulmazsa, sözlü aşağılama, yasaklama ve daha da uyulmazsa fiziksel şiddet.



Toplumların en önemli kurumları aslında ne yargıdır, ne de diğer devlet kurumları. En önemli kurumlar eğitim kurumlardır. Çünkü insan denen canlıyı en savunmasız haliyle ele alıp dilediklerince traşlayabilecekleri torna tezgahlarıdırlar. Bu tezgahın temeli geleneklerdir. Ayrıca din ve militarizm de yeterli miktarda mutlaka geleneklerin içinde yerini alacaktır. İtaat öncelikli kuraldır. Sarsılmaz değerler vardır. Bu değerler aradan bir milyon yıl geçse de asla sorgulanmamalıdır ve son kullanım tarihlerinin geçebileceği ihtimali akla dahi getirilmemelidir.

Aslında toplumun küçük bir modeli olan okulda tornalanan bireyin kaçabileceği küçük yerler de vardır ve orada nefes almak mümkündür. Bu çoğunlukla her çocuğun kendi iç dünyasının en mahrem ayrıntılarını yaşadığı yerler olan kendi odalarıdır. Mick Travis ve arkadaşları da aynen bu şekilde okulda kendilerine ait bir nefes alma odası yaratırlar. Orada diledikleri gibi içip gülebileceklerdir. Ancak bu kurtarılmış bölge, Ölü Ozanlar Derneği'ndeki gibi romantik değildir pek. İnsan doğasına dair ne varsa orada o odadadır. Sadece duygular değil.


Mick Travis ve arkadaşlarının akıbetinden burada bahsetmeyeceğim çünkü bu filmi izlemelisiniz. Aslında konu Travis ve arkadaşları da değil, biziz. Her birimiz, böyle bir tornadan geçirildik ve kimimiz bu büyük ağın içinde debelenip kendine orada bir dünya kurmayı tercih etti. Kimisi debelene debelene orada hapsoldu ve oradan çıkamadı. Kaçıp kurtulabilenler de kendilerine olabildiğince özgür bir dünya kurmanın hayalini kurdular ama asla o dünyaya erişemediler. Çünkü yaratılan o ağ, tüm çevremizi sarıyor. O ağı gerip tutanlardan biri haşlini almıyoruz belki ama o ağı sevip hayran olanların dünyasında yaşıyoruz. Bir parmak çocuk gibi devin avucunun içinde huzurlu olduğumuzu zannederek. Aslında ne denli küçük ve önemsiz olduğumuzu farkettiğimizde de önce korkuyoruz ama korkmanın anlamsızlığını farketmemiz de çok uzun sürmüyor.

İf.. gösterime girdiği zaman (özellikle sonu nedeniyle) sansür kuruluna takıldı elbette. Anlamlı ve anlamsız tonla tartışmaya neden oldu. Şiddet bu durumu çözmek için bir yol değildir diyenlerin es geçtiği nokta ise, doğada şiddet uygulanan her canlının eninde sonunda şiddete başvuracağı gerçeğidir. Nice gözler sadece görmek istediklerini görür anlıyoruz. Ancak kesin olan, insanları birer sterotip olarak var etmeye çabalamanın eninde sonunda yıkılacağıdır. O kitlenin içinden mutlaka biri çıkar, bu Travis olur veya başka birisi, ama mutlaka çıkar.

Bu filmi mutlaka izleyin.

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...