
yakınsadığı ilk örneklerden birisiydi. daha sonra ortaya çıkacak olan tonla gerçeğe yakın duran ''hayattan kesitler'' alıntıladığını varsayan onlarca programın da atasıydı elbette. programda konuk olan insana hiç danışılmadan ''sürpriz yaptık'' mazeretiyle o kişinin özel hayatıyla ilgili en mahrem noktalar bile ortaya çıkarılıyor, konuk o programda ağlamadan bırakılmıyordu. illa ağlayacaktı o konuk. ağladığı anda ratingler gökte birer yıldıza dönüşedursun, yurt dışında jet sosyeteye on yıllardır uygulanan paparazzi dehşeti televole imparatorluğunun gelmesiyle bu kez Türkiye'de hüküm sürmeye başladı. alt yazılı yorumları sokak aralarında yoldan geçen insanlara laf atarcasına olması programların daha fazla izlenmelerinin nedenlerinden sadece biriydi. bağıra çağıra yapılan yorumlarda tereyağlarından kıllar çekilirken izleyenlerin gerizekalı olmaları dileğini, onları gerizekalı yerine koyarak yapıyordu bu programlar. tarkan çişinin geldiğini itiraf ederken tüm suç tarkan'ın kendisine aitti. o anda canlı yayında olan bu durumun üstüne günlerce bu olayın defalarca ekranlarda gösterilmesi de tamamen Tarkan'ın suçuydu. o zamanlar için anlık olan ve şimdilerde yadigar duran bu olay olurken yapılan her yayın üzerinden kazanılan paraların miktarını ise sadece kazananlar biliyor.
Bu ve türü olaylarından tonlarca gerçekleşti bugüne dek. Kaya çilingiroğlu adlı milli golfçümüzün 3 senedir karısını aldatmasına rağmen çok yakın arkadaşı olan magazinciler nedense bu seneler boyunca tek bir yayın dahi yapmazken, birden işler değişince ve nasıl olduysa kendisiyle bozuştuklarında boy boy ekranlara taşıdılar bu ihanet vesikasını. ihanet türk toplumu için bir sondu adeta. ihanet eden erkek değilse elbette. İhanet kurbanlarından Pınar Altuğ evliliğini bozarken anında yayınlar gerçekleştirilirken, aynı prosedür erkek tarafı için es geçiliyordu. Bu anlaşılabilir bir durumdu elbette. Mahkemelik olmuş Yasemin Bozkurt ve Hülya Avşar ise birbirilerine toplum bireylerinin hemen her gün kullandığı ancak ekranda görülünce ''çocukları kötü etkileyebilecek'' beyanlatlarla saldıradursun, iki insanın birbiriyle yaşayacağı şeylerin çetelesi satır satır ekranlarda boy gösteriyordu. her manşet paraydı. her parçalanan hayata karşılık oh olsun demek halkın seçeneğiydi elbette. ancak her ifşaat, para demekti. Halk kendi merakı için yepyeni mecralarda para baronları üretti. tükettiği görüntüler tükenmek bilmedi. insanların aşkları sadece beraber girdikleri bara ne kadar gizlice girdikleriyle ve elele gizlice görüntülenmeleriyle belgelenebilirdi.

gerçekliği duyumsama iştahının iyice kabartılmasının ardından insanları das experiment gibi filmlere benzer şekilde -tek fark bir hiyerarşiye ayırmadan- bie eve hapsedip birer deney yapar gibi röntgenleyebileceğimiz, röntgenlerken de üzerine bolca kelam edip yine yapımcılarına paralar kazandırabileceğimiz bizi bizi röntgenliyor programları ortaya çıktı. halk çocuğu melih, okuduğu kitapları cin ali serisine dek daha sonradan sitesine yazacak olan kitap okuma profesörü erayına dek türlü türlü çeşit ve ebatta insan hayatlarımıza destursuz sokuluyordu. destursuzdu çünkü programları izlemeseniz gazeteler vardı. siz izlemeseniz izleyen arkadaşlarınız iş arkadaşlarınız saolsun. dallasta bir karakteri tutar gibi yarışmacılar tutuluyordu. herkes kendine en uygun olanını seçip o yarışmacının birinci olmasını diliyordu. bu manyaklık ilk seferde çok tuttu. sonradan yapılanlar ise ilki kadar etkili olamasa da yine kendini izletmeyi bildi. ne kadar deli ve girişkensen, ne kadar delikanlıysan -buna dobralık yaftası iliştiriliveriyordu- o kadar seviliyordunuz.
hah bu furya da geçti dediğiniz anda yerine bir yenisi geliyordu. reha muhtarla ateş hattı gibi bir programı anımsayanlarınız varsa, bir spikerin istediğini istediği şeyler suçlayıp, isterse azarlayabileceğinize de şahit olabilirdiniz. o dönemleri özlüyorum şahsen. ancak bağırıp çağırmak, evlenme programlarında daha bir güzeldi.
evlenmek de toplumumuzun mutlak gördüğü şeylerden birisi daha. nasıl ki inançlı olmak, cümlesine Allah diyerek girmek bu mecrada gizli bir şartsa, evlenmek de mutlaka erişkin bir toplum bireyinin yapması gereken bir eylemdi. önceleri evlendirme programları daha ortalıkta yokken, röntgencilik tekniklerimizi daha bir gelişirebileceğimiz be be ga formatlı anneli görümceli program aralarında kavgaların dövüşlerin eksik olmadığı ikizlerle dolu bir program daha yayındaydı. kafada kırılan bardaklar yeni ucubeler yaratadursun bu anlık şöhretlerin mamülleri kendilerine olan şaşkınlık veren özgüvenleriyle hiç uzmanlaşmadıkları alanlarda şarkıcılıkla oyunculukla kendilerine bir gelecek kurma peşindeydiler. ancak yine kazanan yapımcılar oluyordu.

daha acı umut'ta deşka erkeğe olan ihtiyacını iktidarını kaybetmiş kocasına haykırmamıştı bile. sabah şekerleri sabah pastaları, sabah sabah bade büzenler yeni yeni ortaya çıkıyordu. hepsi canımızdı bizim. hepsi bizi dertlerimizden kurtarmaya hazırdı ordularıyla ve anlayışlarıyla. ağlayarak yardım dilenmenin bile bir onuru var mıydı yok muydu bilinmez. ancak var mısın yok musun tüm bu programlar arasında şimdilerde karşımızda bir sevgi abidesi gibi duruyor. kim olduğu meçhul bir hamdi beyle, yurt dışında gördüğü kıza kıyafetlerinin güzelliğiyle gönül çalıp ülkemizi gururlar temsil eden acun ılıcalı programın ana hatları. ancak adı yarışma olan bu programda, kimse kimseyle yarışmıyor. herkes kendi talihini sınarken, diğer yarışmacılar önlerinde

duran kutuların küçük olmaları için ağaçlara çentikler atıyorlar. yatırlara gidip geliyorlar. herkes biribirini delicesine severken acun bu sevgi terörü sayesinde halkın en sevdiği insanlardan biri oluveriyor. kendi yapımcısı olduğu programda, yarışmacılara verilen paralar yine kendi cebinden çıkan acun, eğer ki yarışmacılar büyük bir para kazanmak üzereyse yüzünde garip bir ifadeyle yarışmacıyla muhattap olurken, üzüntüsü ve kırılganlığı yarışmacının kazandığı paranın küçüklüğüne göre artıyor. işte bu yarışmada yarışmacılar hem birbirilerini hem de o yarışmanın başı olduğu için nerdeyse tanrı hürmeti gösterdikleri acun ılıcalıyı deliler gibi seviyorlar. bu sevgi patlamasıyla sanki türk insanının misafirperverliğine hoş görüsüne her zaman olduğu gibi yapılan gönderme yine izleyenlerin içine su serpiyor. toplumsal hezeyanlarımızın böylece örtüldüğü, arka sayfa güzelleriyle her gün haberler yapan gazetelerimizin içinden çıkan bu güzel insanların yaptıkları programlarla her şey yine güllük gülistanlık. sabah programlarıyla dertler dinleniyor, öğleye doğru yalnızlıktan muzdarip insanlarımız zurna eşliğinde evlendiriliyor, akşama doğru ana haber bültenlerinde hayvanat bahçelerindeki hayvanlar yeni konuklar olarak tanıtılıyor, amerikanın ne kadar kaka olduğu hafifçe vurgulandıktan ve iktidara inceden övgüler düzüldükten sonra akşamları da var mıyız yok muyuz bunu anlamaya çalışıyoruz.
sanırım yokuz biz. belki de hiç olmamalıydık. dejenerasyon ve para tapınıcılığı zaten insanlığın hep plase hisleriydi. gizliden duyulan ama riyakarca savunulmuyormuş gibi yapılan dürtüleriydi. ancak şimdi daha da beteri herşeyi daha da güzel gösteren ve daha fazla tüketen daha fazla yok eden ve sanki hiç birşey olmamış gibi başımıza tüm o felaketler gelmemiş gibi sadece para kazanabilmek için içeriği ne olursa olsun insanları kendi dileğine göre yönlendiren programlara aynen devam. sonuçta yapımcıların bugün için kazandıkları para var mısın yok musun yarışmasında da belirtildiği gibi günümüz şartlarında güzel para. peki ya yok edilen beyinlerimiz? onlar daha bir güzelleştiler nacizane.
