7 Ocak 2016 Perşembe

Hitabeti yüksek bir insandan çıkan sihirli bir konuşma



- Sayın bakanım, değerli vekiller. Bugün burada ülkemizin teminatı olan çocuklarımızın en büyük ihtiyacı olan ailenin kutsanması için toplanmış bulunuyoruz. Burada bulunan yüzlerce misafirimize de hoşgeldiniz diyoruz. ( alkış kıyamet )

Aile ve toplumsal sorunlar bakanımız sayın Guido Lautrec'i konuşmasını yapmak üzere sahneye davet ediyorum.

Guido sahneye ilerledi. Yüzünde yeni uyanmış bir çocuğun huysuzluğu vardı ama gülümsüyordu. Hızlı adımlarla kürsüye doğru yürürken bir an duraksadı ama durmadı. Kürsüye vardı, derin bir nefes çekti, mikrofonu düzeltip konuşmaya başladı. Elinde notlar yoktu.

" Değerli misafirler, yüce halkımızın yediyüzotuzdördüncüsünü gerçekleştirdiği ailenin kutsallığı panelinde yeniden beraberiz. Ben bugün sizlere ülkemizin ne kadar harika ve ilerlemiş bir ülke olduğundan bahsederken bazı ufak tefek pürüzlerin de altını çizmek istiyorum. Yeterince mükemmelleşen ve refah içinde yüzen memleketimizin insanı da bu refah sayesinde iyiliğe güzelliğe ve huzura kavuştu. Elbette bunda bizim de devlet olarak payımız büyük. Çocuklarımızın beynini sadece bize göre doğru olan ne kadar saçmalık varsa doldurup onların birer gerizekalı olmasını sağladığımız için mutluyuz gururluyuz. Bu çocuklar eğer başıboş bilgilerle bırakılsalardı kimbilir neye dönüşürlerdi? Yüce rabbim muhafaza etsin bir komuniste bile dönüşebilirlerdi. Biliyorsunuz çocuklarımızı yemeye çalışan binlerce komunisti geçen hafta düzenlenen domuz yakma festivalimizde topların içine koyup patlatmıştık. Ne gösteriydi ama!
( kahkahalar )

Kıymetli halkımız. Düşünceleriniz bizim için son derece değersiz ve anlamsız ama size sormak istiyorum yine de; bekar kalanlara uyguladığımız kırbaç cezasını sizce de hafifletmeli miyiz? ( yuhlamalar ) Verdiğimiz cezalara karşı hala bekar kalmakta ısrar eden bu çıkıntı tipleri ezdikçe daha da fazlalaşıyorlar. Halbuki sizler gibi evlenip gizlice birbirileriyle yatmaları daha güzel olmaz mıydı? Üstelik zina yapmanın gizemi ve çabası bile insanı yeterince zinde tutmuyor mu? Zenginlere sağladığımız 10 tane eş alabilme sözümüzü de geçen hafta yasalaştırdığımız kanunla yerine getirdik. Artık belli bir gelirin üzerinde parası olan kadın erkek her vatandaş 10 adet eşe sahip olabilecek. Bu sınırsız uygulamalara rağmen hala zina yapıp birbirini üzen eşler olduğu haberleri istihbaratımızdan bana aktarılıyor. İnanın üzülüyorum. Parası için bile evlenmiş olsanız da eşlerinizi lütfen aldatmayın. Ayıptır bu bakın. Ayrıca yeni kanunla eşlerinden ayrı sahip olduğunuz kölelerinize de akşamları iki saatliğine de olsa dışarı çıkabilme özgürlüğü tanıyoruz. Bu kadar özgürlüğün olduğu başka bir ülke dünyada nadir rastlanan bir durumdur inanın.

Ne kadar maneviyatsız orospu çocuğu bir halk olsanız da bari çocuklarınıza iyi davranın diye ailelere özel işkence kursları açtık. Acıyı bal eyleyen çocuklarımızın kişisel gelişimine de bu kursların katkı sağlayacağına yürekten inanıyoruz. Çocuklarınızı ateşle lav silahıyla terbiye etmeye kalkmayın. Onlara beyzbol sopasıyla hafifçe vurabilirsiniz ama kolunu bacağını kırmayın lütfen. Hele hele onları taciz ettiğinize dair istihbaratlar geliyor. Elbette fakir ailelerin çocukları bu konuda daha fazla şikayetçiler. Toplu tecavüz vakalarının olması elbette bizi de üzüyor ama ne yapalım yani biz mi tecavüz ediyoruz? hayret bir şey. Bu konuda hükümeti suçlayanları bizzat ellerimle dövmekten onur duyarım ( alkış kıyamet )

Ne kadar huzur ve refah içinde olsak da ülkemizde fakir kalmayı başarabilmiş maalesef insanlar bulunuyor. Sokak köpekleri bile bu kadar sefil durumda değiller inanın. Bu insanların hayatlarımıza olan etkisi çok şükür ki minimum düzeyde. Fakir oldukları için evlenemiyorlar gayrımeşru çocukları köleleştirilip küçük yaşta fahişelik yapmak zorunda kalıyorlar bu durum elbette bizleri üzüyor ama fakir kalabilmiş olmalarından dolayı onları anlamakta güçlük çekiyorum. Fakirleri anlamak için onları rehabilitasyon merkezlerine alıp canlı insan deneylerine tabi tutarak bir kısmından kurtulmayı planlıyoruz ama bu konuda yeterince krematoryumumuz yok. Umuyorum ki önümüzdeki yıllarda fakirlerin topluca yok edilmesi için özel merkezler açacağız. Ülkemizde bir tane bile fakir kalmayıncaya dek onları yok edeceğimizi şimdiden müjdelemek istiyorum ( alkışlar alkışlar salon inliyor )

Zengin vatandaşlarımız için de çocuklarını kendilerine benzetmek için verdikleri uzun uğraşların sonunda hakkını alabilecekleri özel lobotomi merkezleri kuracağımızın müjdesini de vermek isterim. Çocuğunuz piyano çalıp bale yapmayı mı reddediyor? uzun süre sokakta sürtüp dediklerinizi mi yapmıyor? artık çaresi var. Çocuğun beynini bize teslim edin, ne hale isterseniz o hale getirelim. Eti sizin kemiği bizim. Bu çocuklar bizim.

Hepinizi tek tek kucaklıyor, saygılarımı sunuyorum"

5 Ocak 2016 Salı

Dabbet-ül Arz



Bir sandalyeyi arkadaşı görecek kadar içip evin içinde duvarlara bakarak anılarını kendine anlattığı bir gece, yine Laleli'de bir Azize'yi izledikten sonra yatağına uzandı ve salonda duran mavi koltuğun yerini değiştirmesi gerektiğini düşündü. Diğer eşyaları yaksa bile o koltuğun kalmasını tercih ederdi. Yatağından doğrulup bir an için kalkacak gibi oldu ama başı o kadar dönüyordu ki buradan Laponya'ya kadar durmadan yürüse kendini bu kadar yorgun hissedemezdi. Üzerinden sürekli hayatı geçiyordu asfaltta üstünden defalarca arabaların geçtiği bir köpek ölüsü gibiydi. Kırık dişi yine diline takıldı ve o anda midesi bulandı. Kalkmaktan başka çaresi yoktu ve ayakları yere değdiği anda sendeledi. "Bugünü diğer günlerden daha güzel kılabilecek bir şey diliyorum tanrım" diye fısıldadı içinden. Tanrıya elbette inanmıyordu. Banyoya sendeleyerek vardığında alnında beliren yazıyı yine gördü; Flata

Dokunduğu anda alnındaki izin balık pulları gibi döküleceğini düşünerek orayı sertçe ovaladı ama yazı aynen duruyordu. O anda boşverdi. Umursayacağın şey senin kalbine işler ruhuna oturur beynini kemirir dedi içinden. Elini sobaya tutarken acımadığını içinden tekrar eden bir çocuk gibiydi. 7 yıldır ilk kez bu kadar sarhoş olmuştu. En son bu kadar sarhoş olduğunda en iyi arkadaşım dediği adam sevgilisiyle yatmıştı. Mimar sevgilisinin yanından ayırmadığı ve çok sevdiği mavi bir dolma kalemi vardı. İlk yıl dönümlerinde O'na Kopenhag'ta bulunan çok sevdiği bir kaligrafi dükkanından getirtmişti. Üzerinde ince bir yazıyla " her neyi seviyorsan parçan olsun " yazıyordu. Kalemi asla yanından ayırmamıştı kadın ta ki başka bir erkeğe kalemin ne kadar harika bir hediye olduğunu göstermek için çıkardığında öpüşmeye başladıkları sırada elinden kayıp masanın üstüne düştüğü o ana kadar. Kalem masada bir kaç gün boyunca sinsi bir karga gibi kaldı. Kimse farketmedi varlığını ve masayı temizleyen gündelikçi kadın bile kazara da olsa kalemin yerini değiştirmedi. Arabanın vergi borcunu ödemek üzere bankaya gittiği bir gün işi erken bitince en iyi arkadaşının ofisine ne kadar yakın olduğu aklına geldi ve o gün ofise adımını atıp arkadaşıyla kucaklaştıkları anda kalemi masanın üzerinde parıldarken buldu. Arkadaşının yüzüne gülümseyerek baktı o anda ve adamın alnında belli belirsiz bir yazı olduğunu farketti; İmitato

İhanetin ortaya çıkma anından daha mükemmel bir cinayet mahalli yoktur. Bıçak tam göğse kaburga kemiklerinin uçlarından gövdenin sol üst kısmına iki kaburgayı kırarak kalbe saplanır. Temiz bir yara açar ve açılan yaradan kan fışkırmaya başlar. Beyinde birikmiş kan tamamen çekilerek yaraya hücüm eder. Zihin tamamen durma noktasına gelir. Ayaklar ve eller hayatsız kalıp çölleşirler. Bir kaç saniye içinde tam bir inançsızlık boşalan zihnin ortasına tüm ihtişamıyla yerleşir. Karşında tanrı olsa da hassiktir deme noktasına gelinir. İnsan ihanete uğradıkça münzevileşir. Tüm bilgiler artık gereksizdir. Ne olduğun önemsizleşir. Üzerindeki kıyafet bile renksizleşir. Böylece insan hiçleşir silikleşir ve evrendeki en korkunç şey hiçliktir.

Sabah bir ülkenin yeni sahibiymiş gibi dinç uyandı. Kahvaltısını özenle hazırladı ve yeni kazıttığı kafasına kettle'dan gelen buharın verdiği serinlikle bile mutlu olabilirdi. Haplar etkisini gösteriyordu ama bunu kendine söylemedi. Kırmızı kısa kollu hırkasını, içine salaş sweatini giydi, bordo bağcıklı yeni ayakkabılarını dolaptan çıkarırken eline alıp onları bir kaç saniye seyretti. Giydiğinde kendini daha iyi hissetti. Yeni alınmış bir kıyafeti ilk kez giymenin tüm konforunu doyasıya yaşıyordu. Bugün O'nu mutlu edecek ne varsa yapmak istiyordu.

Dışarı çıktı. Hava buz gibiydi ama yüzünü acıtmıyordu. Evin önünde uyuyakalan bir kedi gerinerek ayaklandı. Hiç huyu olmadığı halde eğilip kedinin gıdısını okşamak istedi ama kedi aniden dönüp dünyanın en iğrenç şeyine şahit olmuşcasına tıslamaya başladı. Uzattığı eli anında geri çekip yürümeye başladı. Kedi arkasından hala tıslıyor gırlıyordu. Alnının sızladığını hissetti. Elini alnına götürmek istemiyordu. Evi Taksim'e çok yakındı. Oraya kadar yürüyüp sahafları gezebilirdi. Haftalar sonra ilk kez dışarı çıkıyordu. Artık iyileştiğini düşünüyordu ve buna o an emin bile oldu. Bir şeye emin olmak istediğinizde bunu istemeniz yeterlidir. Eski televizyonlar satan önünde menekşelerin olduğu bir dükkanın önünden geçerken kapının önünde duran dükkan sahibiyle yüzyüze geldi. Adamın kalın bıyıkları ve yemyeşil gözleri vardı. O an korkunç bir şey farketti. Adamın alnında "sectanda" yazıyordu. Gülümseyerek selamlaştılar. "içeri buyrun tertemiz antikalarımız var". Bunu duymadı bile. Yürüyüp adamı geçmişti ama arkasına bakıp adamın alnındaki yazıyı tekrar görmekten ürküyordu. Dayanamadı ve baktı. Yazı tüm kızıllığıyla orada duruyordu.

O gün göreceği tüm insanların alınlarına bakmaktan korkacaktı ama malumu farketmekte gecikmedi. Herkesin alnında bir yazı vardı ve kimsenin de yazılanların farkında olmadığını anladı. Yazılar latin alfabesiyle yazıldığına göre bu bir şaka da olabilirdi. Çok geniş prodüksiyonlu bir şaka. Delirmekten en korktuğu anda olmadık şeyler görerek zihninin kendisiyle alay ettiğini düşündü ama bu onu rahatlatmak yerine daha da sinir etti. Bir ruh hastası değilim ben diye sızlandı içinden. Sakin sessiz bir yere oturup insanların yüzüne bakmadan bir şeyler içmek istedi. "buyrun efendim hoşgeldiniz" diyen garson kızın alnında "fractor cordum" yazıyordu. Masayı gösteren garsonun alnında ise "avarus". Bir an için hepsinin alnına dokunmak istedi. Hepsinin yüzüne bunu haykırmak. Tek yapabildiği tek kelime etmeden onların yüzlerine bakakalmaya alışmak oldu. Bir kaç saat içinde hemen herkesin alnındaki kelimeleri not etmeye başladı. Kelimelerin latince olduğunu anlamamıştı bile ama bilgisine güvendiği bir arkadaşına kelimelerin hangi dilde olduğunu sorduğunda "hayırdır hristiyan ilahilerini mi öğrenmeye başladın" şeklinde bir yanıt aldı.

Hayal gördüğüne emindi ama sokakta oynayan mavi gözlü bir çocuğun alnında kocaman harflerle "LİBER" yazdığını görünce artık bu durumun basit bir kendini kandırma hali olmadığını farketti. İnsanlara bunu anlatamazdı. Kendine bile anlatamıyordu. "benim alnımda enayi mi yazıyor" lafını düşünerek kıkırdıyordu arada. Eğlenmeye bile başlamıştı. Sonra anneannesinin küçükken ona ve kardeşine anlattığı hikayeler aklına geldi. "beni dinleyen veletlerim. evsiz yer, ağaçlık toprak kalmayıncaya kadar insanlar yemeye devam edecekler. her yer binayla zina olduğunda yerin altından biri çıkagelecek. herkesin alın yazısını tüm kafirlere bir bir söyleyecek. kimse kabul etmeyecek ve herkes ondan nefret edecek. Ama alınlarındaki yazıyı herkesin yüzüne haykıracak. Onlar yine de utanmayacaklar. " Keşke dindar olsaydım diye düşündü. Bundan para bile kazanabilirdim o zaman. Koskoca bir kıyamet alameti olmak kimseye nasip olmaz.

"Kimi neyle nasıl yüzleştirebilirsin ki? Sadece şu an yaşanan bir hayatta hele. Kimsenin geçmişe ne gücü yetiyor ne de kalbi. Alınlarındakiyle yüzleşseler ne fayda? Kendilerini bilmek istemiyorlar ki? tek bildikleri zannetmenin hazzı. Ateş içimde gövdemi paramparça ediyor. Senin kalbine baktım da görmedim alnına baktım da görmedim seni gözüm görmüyor" dedi kendisini aldatan kadına. Herkesin alnında yazanı gördüğü halde sadece O'nun alnındakini göremiyordu. Bütün gücünü toplayıp alnında yazanı görebilmek için yanına gelmişti ve olanları anlatmıştı. Kadın sadece bir sigara yakıp gülümsedi; "çok içiyosun. bir doktora görün Harun"

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...