28 Kasım 2013 Perşembe

Uzak Kaderler İçin


Birgün, bir yagmurla garip garip
-Çolugu çocugu terk edecegim.-
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladim
Alip basimi gidecegim.
Asir yirminci asirdir, amenna
Bir yanimda sevgilerim, bir yanimda sancim
Neon lambalari büsbütün karartir gecemizi
Uzaklar daha uzaklasir
Bir define çikarir gibi kayalardan, Ademden beri
Simsicak sevgilere muhtacim.
Bir gün alip basimi gidecegim
-Yildizlar isisin, yollar üsüsün, yollar...-
Belimi bir ilik sal sarsin, mavi
Hüzünlü bir serencamin ardindan, sarkisiz
Rüyalarim unutulmus bir handa pes desin
Görmüs geçirmis bir çift duygulu dudak karsisinda.
Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanin ayri ayri yasayabilsem kaderinde
Diyari gurbette kanli bir ask
Bahtsiz bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakin ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir aksam
Içip içip aglasam...
Nasil kisa kesmeli bilmiyorum?
Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin sulari çaglar simdi
Yildizlar dökülür sonsuza içimizden.
Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yagmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çolugu çocugu terk edecegim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yagmur olacak
Toprak ve insan kokulariyla,
Ugultulu bir sarhosluk içinde, yillar için
Basimi alip gidecegim.

Turgut Uyar belki de bilmek isteyip de bilemediği onlarca hayat için yazdı bunları. Tek bir hayatın içine kalmışız. Yıllar geçerken ne yapılırsa yapılsın geri döndürülemeyen dümdüz bir çizgi gibi elimizden gidiveren o tek ve biricik hayatımız, karşımızda dev bir canavar varmış da elimizde sadece tek bir kurşunu olan tabanca tutuyormuşuz gibi duran bizler. Uzaktan görüp de imrendiğimiz demeyelim de, ucundan tutup gözlerimizi daldırıp çıkaracağımız bir avuç suyun içinde yüzen bir balık gibi hayatlarımız. Hep bir şeyler eksik. En zengininden en fakirine, en güçlüsünden en zayıfına, en çok şey bileninden en cahiline dek, herkesin hayatında ortak olan şu; bir şey/ler eksik.

O eksikliği tamamlayabiliyor muyuz çekip giderek? Kurmuşsun düzenini, evin araban, lisede okuyan bir evladın var. Öğlen okuldan eve gelip uyuma hayalini kuran bir çocuk. Yemekte karnıyarık yiyorsun akşamları. Karının üstünde ne kıyafet var bilmiyorsun bile akşam eve geldiğinde. Neden? çünkü yorgunsun. Çekip gidersen ne olur onlara? En berbat hayatları bile terkedemiyoruz. Çünkü bir kere yaşanan ve yapılan, bir daha yapılamıyor. Bak sen şimdi bu ekrana bakıyorsun, kaldır at bu ekranı duvara çarp, geri dönüşü yok bunun. Bir yağmur bir kez yağmıyor ama. Okuduklarını tekrar da okuyabiliyorsun. Sözlerin ondan büyük önemi var. Çünkü bir kez içine işledikleri zaman, çıkmıyorlar içinden. Bir hayatı da bir kez yaşıyorsun. Daha da beteri, sadece tek bir hayatın var bir ömürde. O tek tabancanın tek kurşununu kafamıza mı sıksak daha iyi sanki?

Bir kez seviliyorsun gerçekten. Bunu hiç tatmamış adamın adının bile bir önemi yok. Tarihe altın harflerle adını yazdıran ulu hakanların hükümdarların kaçı gerçekten sevilmiş acaba? Ağzından çıkan tek bir lafla insanların hayatlarını bitirecek güce sahip bir insan sevilmiş midir hiç? Bir kez mi seviyorsun gerçekten? Sevilmek nasıldır, nerden gelip nereye gider bunu belliyor insan da, sevdiğini anlaması kolay mı sanki? Görmüş geçirmiş dudaklar bile bilemez o anda.

Kural şu; o sıcak yuvadan çıkıp kordonunun kesildiği saniyeden, o son nefesi verdiğin ana dek, eksik olan şeylerin şekli, miktarı veya adı hep değişecek. Aynı kalacak olan, eksikliğinin kesinliği. Anlamsız kelimesi birden beliriyor burada işte. Bunu deşsen, üstüne gittikçe senden kaçan bir kedi gibi korkak gözlerle sana bakıyor.

Bir gün alıp başını gideceksin gitmesine de, nereye gideceksin? Zamanın dışına mı çıkabileceksin? Evrenin yan perdesini aralayıp bittiği yere mi ereceksin? Gitmek, umut ettirir insana bak yeni bir şey başlıyor dedirtir de, nereye gideceksin? Bu hayata 12 yaşında bir çocuğun eline kalaşnikof verip 10 yaşındaki çocukları öldürtenler de dahil, tekele gidip kısa winston bulamayıp onun yerine üzülerek muratti alanlar da. Doğduktan üç gün sonra ölen bebekler de dahil, 90 yaşına geldiği halde malını mülkünü hala arttırmaya çabalayanlar da. Başka şehirde yaşayan sevdiğini özleyenler de. Nefes aldığı halde aslında bir ölü olanlar da, bir şarkı dinleyip mutlu olabilen de. Ağrıyor. Düşünmezsen geçen bir ağrı ama ağrıyor. Bir sahil kasabasına gidip içip içip ağlasan da ağrıyor, sabaha karşı sevdiğin haber vermeden evinin kapısını çaldığında da.

Gitsen de, kalsan da geçmeyecek.

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...