Günümüzden 3200 yıl önce Akdeniz üzerinde dev uygarlıklar bulunuyordu. Yunanistan'da gelişmiş Miken uygarlığı, Anadolu'da Hititler, Filistin ve İsrail bölgesinde şehir devletleri, Kıbrıs ve elbette Mısır uygarlığı bulunuyordu. Kıbrıs bakırın en fazla çıkarıldığı yerdi, Miken uygarlığı teknolojik imkanlarıyla, donanmasıyla muhteşem bir uygarlıktı. Aralarında ara sıra hır gür çıksa da (Kadeş Savaşı) bu devletler birbirileriyle genel olarak iyi geçiniyorlardı. Onlarca gelişmiş şehre sahiptiler, -bu şehirlerden birisi de Truva'dır- ve şehirler aralarında ticaret yapıyorlardı. Bu şehirlerin en büyüklerinden birisi Girit'te bulunan Knossos idi. Knossos saraylarının harabeleri hala güzellikleriyle her yıl binlerce ziyaretçiyi kabul etmektedir. Dönemin en değerli madeni, çağa da adını veren bronzdu ve bronz, bakırla kalaydan elde ediliyordu. Bakır işlenmesi kolay bir madendi ancak bronz elde edebilmek için bakırın yanında kalaya da ihtiyaçları vardı. Bakır madenleri her yerde bulunuyordu ancak kalay sadece Anadolu'da Hititler'in kontrolündeydi. Bu nedenle Akdeniz'in çok ötesinden İtalya'dan İspanya'dan hatta Afganistan'dan bile kalay getiriliyordu. Böyle bir maden taşımacılığı o dönem için devrimseldi.
Sonra M.Ö 1200 yıllarında kısa bir süre içinde tüm bu şehirler, devletler hepsi yerle bir oldu Mısır hariç. Koca imparatorluklar yıkıldı, şehir devletleri içinde tek bir insan kalmayıncaya dek tamamen boşaldı. Tarihçiler buna sebep olan olayın tam olarak ne olduğunu bilmiyorlar ancak elimizde belli veriler var. Aynı anda yüzlerce yıldır orada hüküm süren devletlerin, şehirlerin 50 yıl gibi kısa bir sürede yok olmasının kesin bir cevabı hala bulunmuyor.
Bronz çağı çöküşüne sebep olarak gösterilen en önemli neden 'denizden gelen' insanların saldırısıdır. Bu insanlar nereden nasıl gelmişler bu da tam olarak bilinmiyor. Birdenbire çok çevik askerlere sahip son derece organize olmuş askerlere sahip çok kalabalık gruplar Hitit uygarlığını yerle bir etmişlerdir. Hitit şehirlerden Ugarit'te yaşayan kralın oğlunun Hititler'in baş şehri Hattuşaş'daki krala 'Şehirlerimiz yanıyor. Bu insanlar asla durmuyorlar. Yardım edin' şeklinde yazdığı mektuplar bulunuyor. Deniz insanlarının yanlarında kadınlar çocuklar da bulunuyor ve bu yaptıkları yolculuğun bir göç olduğunu gösteriyor. Bu insanlar ne sebeple kendi yaşadıkları toprakları bırakıp Akdeniz'e gelmişlerdi? Geldikleri yerde böyle uzun bir yolculuğu göze almalarını sağlayacak ne olmuştu?
Deniz insanlarının gelişi, çöküşün ana sebebi olarak gösterilmiyor çünkü ekolojik bazı veriler, o dönemden elde edilen polenler ve bitkiler üzerine yapılan araştırmalar sonucunda dünya üzerinde büyük çapta bir iklim değişimi yaşandığını gösteriyor. Onlarca yıl boyunca sıradan bir buğday tanesinin bile yetişemediği zamanlar geçirmelerine neden olan bu iklim değişikliği de açıklanamıyor. Tüm bu olayların üzerinde özellikle Ege denizi çevresinde onlarca yanardağ patlaması ve deprem gerçekleşiyor. Bu felaketler üzerine, altın çağını yaşayan çoğu şehir ya yıkılıyor ya da şehirlerde yaşayan halk açlıktan kırılıyor. Deniz insanları henüz saldırıya geçmeden önce zaten bu uygarlıklar zayıflamış durumdalar. Deniz insanlarının saldırısı tüm bu olan korkunç olayların üzerinde tuz biber oluyor.
Boynuzlu miğferler giyen, kimisi bir tunikle, kimisi tüm bedenini kaplayan kalın zırhlarla saldıran deniz insanlarını durdurabilen sadece Mısırlılar oluyor. Bu da kolay olmuyor. Nil deltasının ağzında yapılan dev bir savaş var. Bu savaşı resmeden Mısır tabletlerine bakıldığında savaşın korkunçluğu daha net biçimde anlaşılabiliyor. Eğer Mısırlılar bu savaşı kaybetmiş olsalardı, şu an kalıntılarını gördüğümüz Mısır uygarlığından belki de geriye hiçbir şey kalmayacaktı.

