29 Mayıs 2021 Cumartesi

Picatrix

' Başak burcu Jüpitere doğru yükseldiğinde ve ay tamamen berrak olduğunda bir insan şekli çiz ve bu şekli başak burcunun birinci evine yerleştir. Venüs, Jüpitere doğru yükseldiğinde bir başka şekil çiz ve iki şekli birbirinin yüzünü bakacak şekilde yerleştirerek kendine aşık etmek istediğin insanın evinin önüne göm.'

Yüzlerce yıldır kullanılan büyülerden en basitlerinden birisi belki de en sık kullanılanı aşk büyüsü. Bu alıntı Picatrix'ten. Kimin yazdığı, kaynağının ne olduğu bilinmeyen hatta adının anlamı bile bilinmeyen bir kitap. 1200'lerde ispanya kralı tarafından ispanyolcaya ve latinceye çevirilmeden önce pek bilinmiyor. Adı İbni Haldun'un Mukaddime'sinde geçiyor ve Haldun kitabında, Picatrix'in yazarının berberi bir matematikçi olduğunu yazıyor ancak bu kişinin bu kitabı Haldun'un verdiği tarihlerde yazmış olması için 5 yaşındayken kitabı bitirmiş olması gerekiyor yani kitabın yazarı tamamen muallak. Kitabı Cabir İbni Hayyan'a - kimyanın babası sayılan rönesansta kendisinden Geber diye bahsedilen simyacı 700 kitap yazdigi soyleniyor - atfedenler de var ancak Cabir'in şifreli şekilde yazdığı kitaplar düşünüldüğünde böylesi açık ve net tarifler veren bir kitabı kendisinin yazmış olması da ihtimal dışı. Not; İngilizcede anlamsız saçma anlaşılamayan anlamına gelen Gibberish kelimesinin kökeni Cabir'in şifreli yazılarına dayanıyor. 

Kitabın 224 farklı büyü kitabından derlenerek hazırlandığı kitabın yazarı tarafından kitapta bildiriliyor ve bir arap müslüman tarafından yazılmış olduğu düşünülse de Saturn'e, çeşitli yıldızlara tapınmanın izlerini taşıyor o nedenle arap halkları arasında yıldızlara tapınma geleneği olan Sabiiler'in kitabın kaynağı olduğu düşünülüyor. Sabiiler Babil'den kovulan yahudilerin Mezopotamya'da kalmış olan bir kolu. Hz Yahya'ya iman ediyorlar ancak Hz Yahya idam edildikten sonra Romalılar tarafından kılıçtan geçiriliyorlar bunun üzerine Harran'a göç ediyorlar. Araplar tarafından bilinen Sabiiler de Harran'da yaşıyorlar. 

İnançlarına göre Sabiiler için astral varlıklar var. Bu varlıklar evrenlerin de ötesindeki diyarlarda yaşıyorlar. İyiliğin başında bir kral, kötülüğün başında başka bir kral var. Tanrı değil kral diyorlar. Karanlığın içinde yaşayan kötülük krallığının yeryüzünde elçileri bulunuyor. Bu inanç tarzı bazı edebi eserlerde bahsedilen o korkunç tanrılara oldukça benziyor. 

Picatrix sadece abuk sabuk aşk büyüleri, kaybolan eşyaları bulma büyüleri içermiyor içinde akla hayale gelmeyecek büyüler de bulunuyor. Yapım aşamalarında bazı hayvanların kanı, dışkısı, sidiği kullanılabiliyor ancak her büyü, astrolojik bir anda yapılıyor yani şu gezegen şu noktadayken ve güneş/ay/satürn vs şuraya doğru ilerliyorken/geriliyorken gibi belli zaman aralıklarında büyülerin yapımı tarif ediliyor. Çoğu büyü bir kolye veya eşyaya bağlanabiliyor yani tılsım haline getirilebiliyor. Kitabın başında -şu anda amazonda çevirisi mevcut - sağlam bir uyarı bulunuyor. ' eğer bu işlerle uğraşmıyorsanız ve bilginiz yoksa sakın evde denemeyin -. Bu uyarı aynı zamanda kitap hakkında daha fazla merak uyandırması için de yapılmış olabilir. 

Kitapla ilgili tonla şehir efsanesi de var elbette bunlardan birisi kitabı bulan ve içindeki büyüleri yapmaya kalkan bir köylü hakkında. Bu kişi kitapta yazan iyilik büyülerinden birini yapmaya kalkınca evi yanıyor, karısını ve çocuğunu kaybediyor. Kitabın biraz trol bir kitap olduğu da söylenebilir. iyilik yapmaya kalkan için kötü şeylere yol açabilir, kötü şeyler yapmak içinse tam tersi o nedenle bilmeyen yapmasın diye uyarı koymuş da olabilirler bilemiyorum. 

Picatrix'i ortalıkta olan yüzlerce okült kitaptan ayıran şeyse ilham olduğu şey yani Necronomicon. Howard Philip Lovecraft'ın korku külliyatında deli arabın bulup boyutlar ötesindeki sınırsız güce sahip yaratıkları çağırdığı kitap Necronomicon'un bir kopyası şu an British Museum'da yer alıyor. Lovecraft, muhtemelen Sabiiler'den ve Picatrix'ten haberdardı. Deli Arap El Hazred'in şamda bir pazar yerinde herkesin ortasında görünmeyen yaratıklar tarafından yutulduğuna dair rivayetler anlatıldığında Lovecraft bir çok ortadoğu hikayesini birleştirerek külliyatını yaratıyor. Ctulhu mitosu, bilmeyenler için not edelim, gelmiş geçmiş en korkunç hikayeler olma özelliğini hala koruyor. Bu hikayeler üzerine onlarca film yapıldı, kitaplar yazıldı ve Lovecraft hala korku edebiyatının en büyük yazarı olarak kabul ediliyor. - Film önerisi için bakınız İn the mountain of madness. John Carpenter -

Picatrix Rönesans'ta da bir başucu kitabı olarak kabul görüyor. Marcelo Ficino için - meşhur Floransalı banker ailesi Medici'lerin koruması altında olan ve Rönesansın en önemli kişilerinden kendisi -bir rehber. Daha sonra Okült rönesans kişileri için de önemli bir kaynak olarak kabul ediliyor. Cornelius Agrippa da -Alman okültist, büyücü. Büyünün aslında bir bilim dalı olduğunu, doğu diyarlarında ortaya çıktığını iddia ediyor - Picatrix'in nimetlerini öve öve bitiremeyenlerden birisi. Zaman geçiyor ancak bu kitaptan etkilenenler tükenmiyor. 1800'lerde başlayan korku edebiyatı ve okült dernekler furyası başladığında da Picatrix en sık kullanılan kitaplardan birisi. Elias Ashmole da kitaptan referanslar veriyor. 

Adı Latince ancak anlamı belirsiz, yazarının Arap olduğunu söyleniyor, içeriğinde Paganist öğeler var, Astrolojiyle ilgili yoğun bilgi içeriyor. Yüzlerce insanı etkilemiş hatta Rönesans'ı bile etkilediği söyleniyor. İçeriği ne olursa olsun bu kitap çoğu insana ilham vermiş ve veriyor. Bir edebi eser bile değilken üstelik.

 Merak edenler için Picatrix'teki tarifler yoluyla imal edilmiş tılsımlar Etsy'de satılıyor şu an. Picatrix tılsımlarımızdan almak istemez miydiniz? - insanlığa akıl ve ihsan diliyoruz -

24 Mayıs 2021 Pazartesi

Abe No Seimei - Japonların Merlin'i

İmparator Murakami döneminde toprakları elinden alınmış babası, büyükbabası ve onların da babaları büyük babaları büyücü olan Yasuna adında bir adam yaşarmış. İmparatora yaptığı hizmetlerden sonra kendi topraklarına sahip olmuş ve buraya bir ev inşa etmeye başlamış. Oldukça külfetli olan bu işin altından kalkabilmek için arazisinin yakınlarında bulunan bir İnari tapınağına gidip her gün dualar ediyormuş. İnari, japon topraklarına pirinci getirdiği söylenen tanrıça. Göklerden beyaz bir tilkiyle yeryüzüne inip o zamanlar çamur içindeki Japon topraklarına pirinç eken kişi. - gökten inip tarım öğreten bir tanrısı olmayan toplum neredeyse yok yeryüzünde -. 

Bir gün Yasuna tapınağa giderken avcısından kaçan bembeyaz bir tilki görmüş. Hayvan koşmaktan kımıldayamayacak hale gelmiş, Yasuna da tilkiyi alıp avcıdan saklamış. Avcı, Yasuna'nın yanına gelip tilkinin nerde olduğunu sorunca ikisi sağlam bir kavgaya tutuşmuşlar. Yasuna, avcıdan dayağı yemiş ama tilkiyle ilgili tek kelime etmemiş. Avcı da ne haliniz varsa görün diyerek oradan ayrılmış. Ağzı burnu dağılmış olan Yasuna tapınağa kadar gidebilmiş orada bayılmış. Ayıldığında başında hayatı boyunca gördüğü en güzel kadını görmüş. Adı Kuzunoha olan bu kadın tüm yaralarını iyileştirmiş.

 Yasuna ve Kuzunoha birbirilerine delice aşık olmuşlar ve Yasuna'nın yaraları iyileşir iyileşmez de evlenmişler. Süper mutlu çiftimizin kısa bir süre sonra bir oğulları da olmuş ancak bu oğlan doğduğunda ağzındaki tüm dişler yerindeymiş ve oldukça iri bir bebekmiş. Çocuğa Dojimaru adını vermişler. Dojimaru inanılmaz zeki ve insanüstü güce sahip bir çocuk olarak dünyaya gelmiş. O kadar zekiymiş ki annesindeki acaip hallerini fark etmesi uzun sürmemiş. Kuzunoha bir gün ayna karşısında saçlarını tararken, meraklı oğlan elbisinin altından sarkan beyaz tüylü bir şey görmüş. Elbiseyi kaldırınca annesinin kocaman bir tilki kuyruğu olduğunu görüp bunu babasına söyleyince Kuzunoha utancından ortadan kaybolmuş ve çok sevdiği kocasına bir şiir bırakmış; '
Eğer beni seviyorsan sevgilim, Gel ve gör beni İzumi'deki büyük ormanda yaprakların dalgın dalgın hışırdadığı O yerde bulacaksın'


Yasuna, karısının yıllar önce avcıdan kurtardığı tilki olduğunu daha doğrusu bir 'Kitsune' olduğunu öğrenince uğradığı şoku kolay kolay atlatamamış. Kitsune'ler genellikle güzel kadın kılığına bürünebilen hatta evlenip insanlar içinde bile yaşayabilen tilkiler olarak adlandırılıyorlar. Bu yaratıkların bazıları korkunç güçlere sahip olabiliyorken bazıları da zararsız kendi halinde yaşayan yaratıklarmış aynen insanlar gibi. 

Eğer bir kitsune çok uzun süre yaşarsa bir kuyruğu daha çıkıyormuş eğer daha da uzun süre yaşarsa bir kuyruk daha. Ta ki ölümsüz olana dek. Tüm kuyrukları çıktığında bir Kitsune'yi öldürmek neredeyse imkansızlaşıyormuş. Kitsune'ler son derece büyük metafizik güçlere de sahip olabiliyorlarmış her türlü canlının kılığına girebildikleri de söyleniyor. Böylesi acaip bir canlının oyununa geldiğini düşünen Yasuna yine de karısını son kez görebilmek için yazdığı nottaki yere İzumi'deki ormana gitmeye karar vermiş ve yanına da oğullarını alıp yola düşmüş. Kuzunoha kocasını ve oğlunu karşısında görünce onlara son kez sarılmış ve oğluna bir kristal küre bir de altın kutu hediye etmiş. Kristal küre neyse de altın kutunun içinde ne olduğu belirsiz. Bu hediyeleri verdikten sonra Kuzunoha sonsuza dek ailesini terk edip ormana geri dönmüş. Dojimaru, annesinden gelen güçleri bu kristal küre aracılığıyla kontrol etmeyi öğrenerek büyümüş ve yetişkin bir adam olduğunda adını Seimei olarak değiştirmiş.

Seimei 80-90 yıl boyunca yaşamış ve hayatı boyunca bir kere bile hasta olmadığı rivayet ediliyor. Hakkındaki efsanelerin sayısı o denli fazla ki tüm bunlar toplanıp bir külliyat haline getirilebilir zaten Japonya'nın  en meşhur kahramanlarından birisi kendisi. Seimei'nin neredeyse yapamadığı bir şey yok anlatılan hikayelerde. Asıl yükselişini o dönemin imparatoru Kazan'ın hastalığını iyileştirdiğinde yapıyor ve sarayda o dönemde kurulu bulunan 'büyücülük bakanlığının' başına getiriliyor. Bu tarihi bir bilgi bu arada çünkü Seimei'nin hayatıyla ilgili dökümanlar oldukça iyi korunmuş. Buna rağmen hayatıyla ilgili olayların neredeyse tamamı efsanevi durumlar içeriyor. 

Kendisinin de bir rakibi var. Seimei, Gandalfsa - ki Gandalf da Merlin'in bir taklidi aslında - bu kişi de Saruman oluyor. Ashiya Doman, Seimei sarayda önemli yerlere geldiğinde O'nun yerini almak isteyen başka bir büyücü ve bu ikisi arasında uzun zaman süren bir mücadele yaşanıyor. Kapışmalarından birinde Doman bir kutunun içine 15 tane portakal koydurup herkesin önünde kutunun içinde ne olduğunu Seimei'den bilmesini istiyor. Seimei kutunun içinde 15 fare var diyerek soruyu yanıtlıyor bu esnada da -çaktırmadan- kutunun içindeki portakalları farelere dönüştürüyor. Kutuyu açınca Doman göt oluyor haliyle ve bu büyücülük kapışmasının galibi Seimei oluyor. 

Seimei'yi ünlü kılan kişilerden biri de Japonya'nın kutsal sayılabilecek büyük kahramanlarından olan Minamoto no Yorimitsu. Yorimitsu, uzun süre çevre köylere dehşet saçan bir haydut çetesinin peşine düşüyor. Bu çete öyle zalim öyle korkunçmuş ki çetenin lideri olan Shuten Doji'nin bir Yokai yani bir çeşit iblis olduğu söylenir dururmuş. Yorimitsu bu çeteyi ve liderini öldürürken Seimei'den nerede olduklarını öğreniyor. Doji'nin en büyük zaafının içki olduğunu da kendisine anlatıyor. Yorimitsu ve adamları budist rahipler kılığına girip Seimei'nin hazırladığı içkiyi çeteye sunuyorlar. Kafayı bulan haydutları da gece kılıçtan geçiriyorlar ancak Shuten Doji, Japon mitolojisinde yer alan Yokai'ler (iblis) içinde en güçlülerinden birisi olarak kabul ediliyor. Zaten üç Yokai, yenilmez olarak kabul ediliyorlar. Bunlar Otakumaru, Shuten Doji ve kendisi bir kitsune olan Tamamo no mae. Seimei yaşadığı zamanın tarihleri uyuşmasa da bir kitsune olan Tamamo no mae'yi imparatoru yok etmek üzereyken kimliğini ortaya çıkararak yeniyor.  

Aralarında binlerce kilometre mesafe olsa da japonya ve kelt mitolojileri son derece büyük benzerlikler gösteriyor. İblisler, o iblislerle savaşan kahramanlar, görkemli büyücüler. Arthur efsanesinin çıktığı noktayla japon tarihinde bizzat yaşamış kişiler arasında büyük paralellikler yok örneğin japonlarda bir kutsal kase yok buna karşın çoğu kavramın birbiriyle örtüştüğü söylenebilir. Nordik mitolojilerin de benzer hikayelere sahip olduğunu düşünebiliriz ancak Japon mitolojik hikayelerinin tarihsel kaynakları bulunuyor. Seimei, Yorimitsu gibi karakterler gerçekten yaşamış kişiler ve Gılgameş, Herkül gibi binlerce yıl önce yaşadıkları düşünülen kişiler değiller. 

Seimei'nin ölümsüz olduğu ve hala japon topraklarında yaşadığı da söyleniyor. Hayatı boyunca hasta olmamış birinin nasıl öldüğü sorusu da güzel bir soru elbette. Seimei'nin dahil olduğu hikayeler arasında neredeyse 200 yıllık farklar bulunuyor. 


21 Mayıs 2021 Cuma

Anime nedir ve neden animelere çizgi film dememeliyiz?

Sanat yoksunluğunun doruğunda yaşadığımız bu çağda hollywood filmlerinin milyar dolarlık hasılatlar yaratmaktan başka bir amaç gütmeyen dev bir endüstriden pandeminin de etkisiyle televizyon programlarına indirgenmiş hapa dönüştürülmüş kolayca unutulabilen yavan ve sadece belli klişelerle döşenmiş -güçlü kahraman, ihanet, kendini tekrar eden berbat şakalar eşliğinde yapılan savaşlar, mutlak ve kusursuza yakın bir aşk ve elbette bu aşkın önündeki engeller - yapımlarının hızı kesilmiş görünüyor ve sinema denilen görsel sanatların en tepesinde duran ifade biçiminin artık bir rakibi var; Animeler.

 Aslında bu bir rekabet değil ancak sinemanın kendini tekrar etmesi ve hikayeleri anlatma şeklinin para ne kadar bolsa anlatılabilecek olan hikayeyi pas geçip daha çok görselliğin ön planda tutulmasından dolayı sinema son yirmi yıl içinde büyük bir sıkıcılığa büründü. Hala 20 yıl önce yapılmış filmleri izleyip son zamanlarda insanın ensesini zevkten uyuşturabilecek yapımlara denk gelmek giderek güçleşti. Hala Bourne serisini, Jagten'i, Yüzüklerin efendisini - üçünü birden hafta sonu tek oturuşta izleyelim mi partileri - Casino'yu, Shining'i, Once upon a time in the west'i, Apocalypse now'ı izleyenlerdenseniz bir şeylerin sinema endüstrisinde ters gittiğini fark etmişsinizdir. Yeni film artık yok. Elbette pandemiye rağmen hala yüzlerce film yapılıyor ancak sinemayı benim gibi takıntılı insanların gördüğü gibi ayrıntıların festivali olarak görmüyorsanız, sizin için sinema, çerezinizi alıp oturup izledikten sonra unutabileceğiniz bir deneyimse eğer, bir sorun yaratmayabilir. Ancak bir tıkanma yaşandığı ortada.

 Netflix, Disney, Amazon gibi devlerin sinemayı salonlardan çekip evin içine getirmesi ve bunun için milyarlarca dolar yatırım yapması sinemanın artık başka bir yöne doğru ilerlemesine neden oldu. Bu büyük firmalar mini serilere daha fazla yatırım yaptı ve bu kanallarda Üç renk serisi, Paris texas, Stalker, The thing gibi izlendikten bir kaç gün sonra bile üzerinizden kamyon geçmiş hissini verebilen yeni yapılmış bir yapım yok. Bu tür filmleri yapan adamların sinemaya olan bakış açısından kaynaklı olan bu durumun yanında sebeplerden birisi de elbette para. Bir film yapımcısına para kazandıracak mı? en önemli soru bu artık. Bir film yapıldıktan elli yıl sonra bile izlenebilir mi gibi bir soru söz konusu bile değil. Ancak bu durumuna rağmen sinema hala dev bir endüstri ve milyarlarca izleyiciye hala sunabilecekleri var sadece hangi hikaye ne kadar çok izlenebilir sorusuyla filmler çekiliyor. Buna karşın özellikle seksenlerden itibaren yükselen bir furya artık dünyayı kasıp kavuruyor diyebilir. Animeler. 

Hiç izlememiş ve sadece kulaktan dolma bilgilerle animeler hakkında fikir sahibi olanlar için basit bir bilgilendirme yapalım; 2018 verilerine göre anime endüstrisinin net değeri 259 milyar doları geçti. Bunun en büyük sebebi de doksanlardan itibaren başlayan sinemanın göstermekten kaçındığı görselliği ve anormal konu çeşitliliği. İyi bir animenin temeli sağlam bir hikayedir. Sinemanın artık pas geçtiği bir konu olan hikayenin gücü, animeler için en önemli şeylerden biri. Eğer iyi bir hikaye yoksa, o anime izlenmiyor. İkinci faktör, anlatılan hikayeye katılan görsellik. Animeler şiddetten besleniyor gözüyle bakılabilir ancak çoğu animenin şiddeti kullanma dozu 'gerektiğinde kullan' şeklinde olduğunda göze batmıyor. - Şiddet içeren animeler için lütfen bakınız Go Nagai animeleri. - Üçüncü faktörse anime türlerinin çeşitliliği. Animelerin bazı türleri tamamen yaş gruplarına hitaben yapılıyor buna en güzel örnek de Shonen animeler. 18 yaş grubunun deli gibi izlediği naruto, one piece, dragon ball gibi animeler sadece bu yaş grubuna hitap etmiyor, kendilerini aşarak her yaş grubuna hitap edebiliyor ve üzerine sinemadaki diğer tüm türden - korku, gerilim, drama, fantastik hatta hentailer - animelerde de bulunuyor. 

 Japonya gerçekten efsunlu bir memleket. Kültürünün ve insanlarının adetlerinin dünyanın çoğu yerinden farklılığı bir yana, binlerce yıllık bir hikaye zenginliğine sahip bir coğrafya. M.s 700'lerde yazılmış olan Nihon shoki ve kojiki adlı mitolojik kitaplardaki hikayeler, japon mitolojisinin ve sözsel yazısal hikaye zenginliğinin ilk örnekleri. Bu iki kitapta Japonya'nın nasıl yaratıldığı ve Japon tanrılarının başlarından geçenler anlatılıyor. Konu çok basit ancak anlatılanlar pek sıradan değiller. Kojiki için Japonların Aenid'i deniyor ve mitolojilerinin zenginliği Yunan mitolojisiyle yarışabilecek nitelikte. Böyle zengin bir kaynağın üzerine Edo dönemine dek - 1600'ler - Japon tarihinde gerçekleşen iç savaşlar, karışıklıklar ve iktidar mücadeleleri de eklenince ortaya yüzlerce kahraman, acaip yaratıklar ve ilginç karakterler çıkıyor. Japonya hikaye anlatma mirasını tamamen kendi kültüründen alıyor ve şu anda bile anlatılan hikayeler bu mitolojik, tarihsel olaylara dayanıyor. 

Japonların yüzlerce yıl boyunca iç savaşlar yaşaması nedeniyle şiddet kavramı son derece içselleştirilmiş. Şiddet, aynı zamanda Japonlar için en önemli kavram olan onurlarının da bir parçası. Onurunu kaybetmiş bir Japon'un harakiri yaparak -Herkesin görebileceği bir yerde karnını deşerek intihar etmek- bunun en net örneği. Japonlar için ölmek bir sorun değil, onurlarını korumak ölümden bin kat daha değerli. Hal böyle olunca da günümüzde de anlattıkları hikayeler son derece keskin oluyor. -Onur meselesi için lütfen bakınız 47 Ronin - Bir hikayeyi harika yapan nedir? İçerdiği karakterlerin geçirdiği evrim mi? Barındırdığı sürprizler mi? Tasvirleri mi? Tüm bunlar birer etkendir ve Japonya coğrafyası iyi bir hikaye için en kusursuz malzemelere her zaman sahip olmuş. İkinci dünya savaşından sonra başlayan seferberliğin ardından Japonların da toplumsal olarak evrimleşmesi başlıyor ancak ne kadar değişirlerse değişsinler -Yeşil saçlı liseli japon öğrenci fotosu insert - temelde yer alan kültürlerini asla bırakmıyorlar. O kültürün bu insanlara en büyük mirası da ne olursa olsun vazgeçmemeleri ve çoğu hikayelerinin de temeli bu onur, mücadele ve hayatın yaratacağı sürprizlere karşı alınacak tavra dayanıyor. 

1960'lardan sonra Japonya'da manga kültürü başladıktan sonra Japonya'nın hikaye anlatıcıları için altın bir dönem başlıyor. Akira Kurosawa'nin Rashomon'unu 'bu film siyah beyaz ve çok ağır' diyerek izlememek elbette bir tercih ancak şu anda milyar dolar yatırım yapılsa bile anlatılamayacak güzellikte bir hikayeye sahip. Sadece hikayenin güzelliği değil, o hikayenin anlatılış biçimi bu filmi bir efsane yapıyor. Belki de Japon hikaye anlatımının dönüm noktası Rashomon olabilir ve Rashomon sonrasında o hikaye anlatıcıları, anlatacakları için sadece sinemayı değil, mangayı ve animeyi de kullanmaya başlıyorlar. Bir hikayeyi güzel kılacak olan tüm etkenleri seferber ederek hem de. 

 Yaşı yetenler anımsayacaklardır, trt bir zamanlar Voltran ve Laserion adlı animeleri gösterirdi. Mecha türünden bu iki anime benim izlediğim ilk animelerdi. Her bölüm aynı şey yaşanıyordu. Korkunç güçlü yeni bir düşman önce Voltran'ı yeniyordu sonra Voltran toparlanıyor ve düşmanını son bir savaşta tepeliyordu. O dönemin He-man'i de aynı konuya sahipti. Sonra bir Fransız yapımı olan ve adı 'çizgi film' olan Clementine'i izleyince yaşım küçük de olsa çizgi film kavramına karşı düşüncem tamamen değişti. Clementine son derece sert ancak kusursuz bir yapımdı ve belli ki bir şeylerden etkilenerek yapılmıştı. Aradan uzun bir zaman geçti ve ülkemizde animenin a'sı bile pek bilinmiyorken herkesin kafasını çevirdiği bir anime ortaya çıktı. Akira. Erken yaşta Akira izlemiş olmak büyük bir şanstır çünkü anlattığı hikayenin acaipliği bir yana, varoluş, yok oluş, evren nedir, biz neredeyiz gibi soruları insan kafasına sokuyor. Bu soruları kendine sormaya başlayan bir insanın iflah olduğu görülmemiştir. Akira son derece klişe başlayan ki yapıldığı döneme göre görselliği de kusursura yakındır, sonrasında ivme kazanıp insanı tepeye kadar çıkarıp bırakan bir anime. Akira'dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne izleyenler için ne de anime endüstrisi için.

 Akira'dan sonra üzerine Neon Genesis Evangelion ortaya çıktı. - Netflix'te bulunuyor :)- Akira'nın üzerine Neon Genesis Evangelion izlendiğinde, (Evangelion özünde bir mecha animedir aynen Voltran gibi ve Voltran gibi eğlenilecek bir anime olduğu zannıyla izlendiğinde yaşattığı şok daha da büyük oluyor) anime denen türün ne olduğu daha net biçimde ortaya çıkıyor. Düşünün çocuksunuz ve bir sabah oturup robotların savaşını izleyip kahvaltınızı edeceksiniz ancak izlediğiniz şeyin sonunda varoluşunuzu sorguluyorsunuz? Yaşınız kaç olursa olsun ayrım yapmaksızın Evangelion'un izleyicisine yaptığı aynen bu. Akira'nın aksine bunu asla çaktırmadan yapması, son derece sinsi bir plan kurup izleyicinin kafasına girmesi ayrıca takdir edilesi. Bu iki yapımı izledikten sonra bir genç yetişkin olarak daha fazlasını izlemek istiyordum. Çok daha fazlası olmalıydı ve aradığımda tonlarca yapımın olduğunu gördüm. Animenin bir diğer ucu da Manga'ydı. Çoğu animenin kaynağı olan mangalara girdiğinizde işin ucunun ne kadar kaçtığını görebilirsiniz. Şöyle bir örnek verebiliriz; Bugün dünyanın en çok okunan çizgi romanı One Piece adlı manga ve tam 470 milyon adet satmış durumda ve neredeyse 25 yıldır devam ediyor. 

 Çizgi film nedir? Roadrunner bir çizgi filmdir. Tom ve Jerry bir çizgi filmdir. Çizgilerden oluşmuş, arka planında hep aynı müziklerin eşlik ettiği ve kahramanlarının hep aynı şeyleri yaptığı eğlenceli şeylerdir. Çizgi filmlerin genellikle anlatmaya uğraştığı bir hikaye yoktur. Karakterlerinin sevimliği, başlarına gelen komik olaylarla çocuklar için en güzel öğleden sonrası etkinliğidir. Çizgi filmlerin içerdiği şeyler bellidir. Coyote, Acme'den dev bir vinç alıp Roadrunner'ı yakalayacaktır ancak sonunda Coyote vincin kurbanı olur ve uçurumdan aşağı düşer. Bu hep böyle olur ancak bu durum öyle çeşitlendirilerek anlatılır ki her defasında coyote o uçurumdan düştüğünde yine izleyeni eğlendirir. Çizgi film eğlendirir. Düşündürmez. Sadece tek bir amacı vardır; İzleyeni mutlu etmek, eğlendirmek. Oysa, bir anime izleyenin beynine girmeye çalışan bir kurt gibidir. Çizgi filmlerle animeler arasında sadece tek bir, TEK bir benzer şey var; ikisinin de çizgilerden oluşması. Bu kadar. Elbette bir anime de bir çizgi film olabilir bunun da türleri mevcut ancak anime denen şeyin içeriği ve anlatmaya çalıştığı şey, artık sinemanın bile cesaret edemediği bir yerde bulunuyor. 

Örneğin Ghost in the shell gibi bir yapımın çizgi film olma olasılığı bulunmuyor çünkü herhangi bir çizgi filmde devlet tarafından öldürüldükten sonra bir robot bedeni verilerek gizli operasyonlara gönderilen karakterler yer almıyor. Bir çizgi filmlerde Elfen Lied'daki gibi süper güçleri olduğu için korkulan küçük bir kız çocuğu tutulduğu tesisten kaçarken zihin yoluyla onlarca insanın organlarını çıkararak paramparça etmiyor. Bir çizgi filmde Paprika'daki gibi tüm şehrin rüyaya dalarak insan zihninin en derin yerlerinden çıkan imgeler gerçekmişcesine şehrin ortasında bir festival düzenlemiyor. Bir çizgi film insanı Devilman Crybaby gibi hüngür hüngür ağlatmıyor. Bir çizgi film Attack on Titan'daki gibi insanı defalarca dumura uğratamıyor. Bir çizgi film Berserk'teki gibi insan ruhunun hayatla olan kıyasıya mücadelesinde ne olursa olsun pes etmemesi gerektiğini öğretemiyor. Görsel olan her şey, bir önyargının oluşması için bahanedir. Görsellik bu nedenle aldatıcıdır. Algılanabilecek olan şeyler sonsuzdur. 


 Son söz; Dün Berserk'in yaratıcısı olan Kentaro Miura'nın 6 Mayıs 2021'de öldüğünü öğrendiğimden beri kendimde değilim. Asla görmediğiniz konuşmadığınız birini kardeşiniz kadar sevmediyseniz eğer şanslısınız. Fanboy olmak başka bir şey ancak birini kardeşiniz kadar sevmek çok başka bir şey. Yattığın gece huzurlu olsun Kentaro.

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...