21 Mayıs 2020 Perşembe
Pneuma
Yunanca nefes almak, rüzgar, esmek, meltem, esinti anlamına geliyor. Çoğu dinde ruhun 'üflenen' bir şey olduğu dile getirilir. Bu üflenen dumansı materyalize olmamış şekilsiz form eski yunanlara göre pneuma'ydı. Ruhun şeklini alınıp verilen bir nefes olarak betimliyorlardı. Şekillendirilen materyal beden balçıksa içindeki ruhun şekli de nefesti. Mükemmel hapishane. Organik varlığının en önemli parçası alınıp verilen nefes, bedenin subjektif kısmını yani ruhu yani pneumayla oluşuyor. Bu dizaynın eksik kalan kısmını gnostikler tamamladılar. Onlara göre Pneuma sadece alınıp verilen bir nefes değildi. Bir parçaydı. Bir çeşit 'spark'. Yani bir kıvılcım. Parlayan ve daima parlayacak olan bir partikül. Gnostiklere göre tüm yaşamın varlığın özü bu kıvılcımdaydı. Herşeyin içinde bir parça barındıran bir çeşit yaşam özü. Yaşayan tüm mahlukatın her birinin içinde tek tek yer alan ve her partikülü bu canlıya özgü olan bir çeşit kod. Bu partikülün çevresini kozalayan bir beden yer alıyordu. Platon'a göre 'ruh anımsar, beden unutur'. Bedenin temel refleksif ihtiyaçları vardır. Beden, primitif varlığının makineleşmiş randımanını alabilmek adına yemeye içmeye boşaltıma ve diğer içgüdüsel ihtiyaçlara mahkumdur. Ruhun yani pneuma'nın etrafını kozalarken zihin bedenle pneuma arasındaki bağı kurmakla meşguldur. Bir çeşit köprü. Zihnin bu köprüyü sağlıklı biçimde varedebilmesi çok zordur. Çünkü mahkum edilmiş bir varlığın tek isteği oradan kaçmaktır. Bu kaçışı engellemenin en kolay yolu ise onu uyutmaktır.
Böylece ruh bu mahkumiyetinin etkisiyle balçığa yani bedene gömülür. Bir böceğin yere bir çiviyle saplanmasına benzer şekilde başlayan mahkumiyeti ruhun bedenin ihtiyaçlarına olan içgüdüsel açlığıyla kendini teslim eder ve pneuma kendisi olmaktan çıkar. O kıvılcım kararır. Altın sarısı ve hep parlayan parça artık balçığın ortasında sadece yanıp sönen kimsenin uğramadığı bir limanda duran cılız bir deniz feneri gibidir. Bu durum insan hayatının basit bir özetidir aslında. Balçığın içi sıcaktır ve konforludur. Pneumaya yapışır ve onu da bedenin ihtiyaçlarının bir parçası haline getirmeyi başarır. Bir bağımlılıktan kopmak gibi pneuma da bu durumdan çıkabilmeyi istemeyecektir. Derin uykusunda uyurken bedenin hayatı son bulana dek orada kalır. Beden olmayınca pneuma kendine yeni bir koza arar ve evsiz kalmış biri gibi oradan oraya savrulur.
İnsan hayatının doğum yaşam ve ölüm arasında geçip giden süresinde pneuma uykudadır. Etrafını ısıtmayan bir güneş gibi düşünün. Tüm evrenin hareket etmesini sağlayan sayısız gücün etkisi dışında pneuma da hareket halindedir. Kozasından çıkamamış ve kozası çürümüş bir kelebeğin da yaşama şansı yoktur. Yeni bir koza bulur ve bu tekrar eder. Ta ki pneuma kozasındaki derin uykusundan uyanana dek.
Evrenin yaratılış mitleri içinde belki de en ilginci ve tam olarak anlaşılamayanı Kabala'nın anlattığı yaratılış mitidir. Bu mit, tamamen alegorik bir imgeler kaosu olarak anlatılır. Evren, henüz varedilmişken sonsuz nurun varlığından bahsedilir. Bu nur, ışık o denli güçlü ve büyüktür ki kendisini varedebilmenin yolunun kendisini sınırlamak olduğunu anlar ve bu nur kendisini on adet kaba doldurur. Bu kaplar, ağzına dek nurla dolu olan kaplar nurun varlığına ve gücüne dayanamaz ve kırılırlar. Sonsuz hiçliğin içinde tüm nur, parçalar ortaya dağılırlar ve materyal ortaya çıkar. Nur parçaları kararırlar ve materyalize olamadıklarından varlıklarını sürdürebilecekleri kozalar ararlar. Böylece bu nurdan hayat doğar. Hayatı ortaya çıkaran nurun varolma isteğidir. Bu parçalar tek tek canlıların içine dağılırlar ve pneuma olurlar. Kaplar kırık şekilde tekrar tamir edilmeyi istemektedir. Evrenin nihai amacı kaplardan kırılarak ortaya saçılan tüm bu zerrelerin ona geri dönmesidir. Kaplar ve nur birbirini deli gibi özleyen aşıklar gibidirler. Ait oldukları yer orasıdır. Bu hikayenin tüm dinler tarihinde yeri vardır aslında. 'ona döndürüleceksiniz' söyleminin altında da yatan budur. Kırılmış olan kapların tekrar evine dönebilmesi ise ancak materyalden kurtulmasıyla mümkündür. Kozadan çıkıp evini anımsamalıdır Pneuma. Ait olduğu yere ancak kim olduğunu anladığında dönebilecektir. Tüm zerreler bir gün tüm kaplara geri dönecektir. Döndüğünde ise kaplar tekrar kırılacaklardır. Bu sonsuz döngü evrenin hatta evrenlerin varlığından çok daha önce başlamıştır. Pneuma, kaplara geri dönmesi gereken zerredir.
Bir kumsala gidip yerde uzanırken avucunuza alıp saçtığınız kum tanelerinin her birinin bir pneuma olduğunu düşünün. Carl Sagan'ın da dediği gibi dünyadaki tüm kumsallardaki kum tanelerinin toplamı bile evrendeki yıldızların sayısına erişemez. Bu sonsuz kaosun içinde pneuma uykusundan uyanabilmek için yeni bir koza bulduğunda bedeni gençse yani bir çocuksa onu uyandırabilmesi daha kolaydır. İnsan bedeni aynı insan zihni gibi yaşlandıkça katılaşır ve çürür. Çürümüş bir varlığın kendini yenileyebilmesi oldukça zordur. Bu şansı kullanabilmesi için pneuma zihne varlığını anımsatmaya çalışır; Uyan. Uyan. Uyan çocuk. Uyan.
Uyanmaktan telaşlanan ve yaşadığı hayatın içinde gündelik uğraşlarına gömülmüş olan zihinse bedenin komutlarından bir an olsun koparsa bedene ihanet edeceğini düşünür. istek devreye girer ve beden zihne tekrar hükmetmeye çalışır. isteklerin insan zihnine geliş şekli de bir maskeyle mümkündür. Böylece insan kendisini göremeyecektir. Kendisini göremediği için varlığını unutacaktır.
Ancak hayatın kaosun insan zihninin tahmin edemeyeceği muameleleri vardır. Acı, melankoli bazı zihinleri uyandırmak için yeterli değildir. Bu nedenle sufiler, cizvit rahipleri kendilerine acı vererek zihinlerini uyandırmaya çabalamışlardır ancak yetmemiştir. Hindu bilgeler ruhlarının o tek parçasını o biricik kıvılcımlarını yemeden içmeden günlerce sadece hayal ederek görmeye çalışmışlardır. Bu çileler ve materyalden uzaklaşabilme çabaları da insan zihnine yetmeyebilir. Pneuma'yı uyandıran şey bazen ani bir şoktur. Ölüm artık kozanın süresinin doldurduğu anda devreye girdiğinde tüm bu işlemler sıfırlanır. Müziğin kendi sırrı vardır. Pneuma belki de bir şarkıdır. Uyanılması en güç uykudan uyanırken gözlerimizi açtığımızda karşımızda üzerinde tek bir leke olmayan altından bir güneş bulacağımız günler yakındır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Olga
Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...