
Gerçekten de çok acaip bir dünyada yaşıyoruz. Tek bir hayatımız var, ancak bugüne dek bu dünyadan gelip geçmiş milyarlarca hayat vardı. Bu hayatların çoğu bizlere çok gereksiz gelse de edebiyatla, tarihle, müzikle ve resimle bu gelip geçmiş, küle dönmüş hayatların az buçuk nasıl olduğuna dair emareler var elimizde. Bu hayatlardan birisi de belki de hiç yaşanmamış, belki de yüzlercesinin yaşayıp bitirdiği bir hayat. Bu hayatın sahibinin adı da John Marston. Kendisi Rockstar adlı oyun firmasının yarattığı bir karakter olsa da, bir oyun karakteriyle bir gamepad arasındaki bağlantıdan çok fazlasını vaadediyor. Yıl 1911. Artık atların yerini arabalar, Kızılderililerin yerini ''modernleşmiş'' Amerikalı vatandaşlar, silahların yerini para almış durumda. Bir zamanlar zenginlerden çalıp yoksullara dağıtan bir çetede at süren bir adamken, bir kadına aşık olup çetedekiler tarafından yüz üstü bırakılan John Marston, yeni yeni yeşermeye başlayan federaller tarafından eski çete arkadaşlarını yakalamakla görevlendiriliyor. Eğer görevini başaramazsa bir daha karısını ve oğlunu asla görememekle tehdit edilerek vahşi batının son günlerine salınıveriyor.

Hikaye böyle başlıyor başlamasına da, devamı explosions in the sky albümü gibi. Ve hikaye o kadar gerçekçi, o kadar yalın ve olduğu gibi ki, oyun oynamaktan çok bir hikayenin parçası olduğunuzu hissetmeniz çok zaman almıyor. Çünkü oyun diye oynadığınız platformdaki hemen her şey, oradaki dünya, etraftaki insanlar, karakterler son derece gerçekçi. Ben size tüm hikayeyi anlatmayayım sadece şu ilk fotoğraftaki john Marston'ın bakışını göstereyim yeter. Oyunu oynayıp bitirdiğinizde zaten anlayacaksınız bu bile yeter aslında.