23 Şubat 2007 Cuma
rachel s hikayesi
bir gün denizcinin birisi tüm mürettebatından çok sıkılmış. herkesi evine yollayıp küçük bir gemiyle neresi olduğu belirsiz bir ülkeye yola çıkmış. yanında sadece pusulası, günlerce yetecek yiyeceği bin dereden getirdiği suyuyla yalnızlığın koynunda uyumak üzere yola koyulmuş. deniz bu adamı sessizliğe boğar gece. heryer kuyu ama sen hep üstündesin. rüzgar kadar ilerleyebilirsin, gök kadar görebilirsin. aradan günler geçmiş. denizci yalnızlığından aldığı hazzı bırakıp,ter içinde kalmış tenine toprak sürmeyi dilemeye başlamış. bir sabah uyandığında karşısında ağaçlarla, kuşlarla dolu uçsuz bucaksız bir sahile gelmiş. denizci o anda sessizliği özlemiş. ama karşısında hayat uğuldar gibi dururken atmış kendini denize. seslere kendini teslim etmiş. karaya çıktığında kıyıda sadece ucu görünen bir sandık bulmuş. eşeleyerek sandığı kolayca çıkarmış. tam o sırada tüm kuşlar susmuş ve yağmur yağmaya başlamış. kutuyu açtığı anda kutu hiç bilmediği bir müziği ninnilemeye başlamış. adam oracıkta saatlerce kalmış. elinde kutu, diz üstü. adam o adaya yerleşmeye karar vermiş. kutuya da çocukluk aşkının adını koymuş. rachel. sonra bakmış ki adanın her tarafında bu müzik kutularından var. her biri bambaşka bir ninniyi arşınlıyor. adam zamanla herşeyini unutmuş. gemisi denize savrulmuş, adamdan bir daha kimse haber alamamış. derler ki adam son nefesini verirken adanın her yerinden topladığı bitkilerden yaptığı çaydan birinden son bir yudum almış. o anda o kadar mutlu olmuş ki o anda onlarca kutudan birini seçmiş ve duyduğu müziğin sonsuzluğuyla oracıkta susa susa ölmüş. daha sonra adayı bulan çay tüccarları adamın notlarını ve bıraktıklarını da bulmuşlar. gariptir ki aradan geçen onlarca seneye rağmen adam hala canlıymışcasına çürümeden öldüğü yerde yatıyormuş. müzik kutusu da yanında açık öylece söyleniyormuş. geçen onca zamandan kalan, denizcinin nerden ve nasıl bulduğu bilinmeyen bu müziğin sahiplerine, rachel'in müziğine anca kavuşmuş bir denizci olarak gülümsemenin de ötesinde bir duyguyla koltuğa gömülüp bakınıyorum şimdi. o kutulardan onlarcası bende de var. ve bu odadan -belki de adadan- hiç çıkmak istemiyorum.
22 Şubat 2007 Perşembe
nasılsın? yeni bişey yok pek
borges'in tanrıbilimcilik adlı hikayesinde diyor ki; tarih aslında sürekli olarak kendini bir döngü içinde vareden insana yeni birşey sunmayan bir power point gösterisi. tarih tekerrürden ibarettir lafı ne kadar yavan geliyorsa da aslında bu cümlenin altında kalan bambaşka şeyler olduğunu düşünmeden edemiyorum. dünyada yeni birşey var mı? üstelik de bu kadar zamandır bu aynılık karşısında kendimizi buraya ait hissetmemize neden şaşırıyoruz anlamıyorum. herkes bu kadar tekrar eden bir şeyin içinde kendini mal gibi hissetmesin de ne yapsın?
bir hikayenin binlerce versiyonu vardır ya, ama hikaye aynı hikayedir. o hesap biz de kendi sunağımızdan beslenmekten hikayenin diğer senaryolarına geçemiyoruz. ama hep farklı bir son istiyoruz!. hikaye değişmese de olur di mi? amman güvenliğimizi yitirmeyelim...hikayeler değişirse ne ederiz sonra.
bir hikayenin binlerce versiyonu vardır ya, ama hikaye aynı hikayedir. o hesap biz de kendi sunağımızdan beslenmekten hikayenin diğer senaryolarına geçemiyoruz. ama hep farklı bir son istiyoruz!. hikaye değişmese de olur di mi? amman güvenliğimizi yitirmeyelim...hikayeler değişirse ne ederiz sonra.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Olga
Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...