Martyr. Kelime anlamı olarak "şahit olan" demek. Zihnin ulaşamayacağı en derin noktaya veya kendine ulaşabilen bir şahitlik. Kahramanın sonsuz yolculuğunun nihai varış noktasına ulaşmış olan. Aslında şehit olarak çevirdiğimiz bu kelimenin içindeki kutsallık, artık anlamının çok dışına çıkarılmış. Her mücadele için ölen kişiye artık rahatça şehit denebiliyor. Görülemeyeni görebilenlere, anlayamadıklarımızı anlayabilenlere atfedilmiş bu kelime, artık bir kutsallık ateşleyicisi. Martyrs 2009 yapımı bir filmin de adı.
Şimdi peşinen söyleyeyim; "aaabi çok feci film yea işkence dehşet şiddet gırla" diyen, gore film sevicisi, saw, rec tarzı filmlerin beğenicisi, herkesin midesinin kaldırmayacağı filmleri izlemekle övünen ergenlerin baya rağbet ettikleri bir film bu. Çoğu insan da filmi izleyip "ay allah belanızı vermesin bu nası film :(( bu nasıl SAPIK bir aklın ürünüdür :((" diyecekler /dediler. Üzülmeyiniz, çünkü bu filmin derdi sizinle veya sizin kapı aralığı kadar algınıza yönelik değil. Filmi beğenmezsiniz kesinlikle doğal, ama bir filmi çok kanlı diye eleştiren insan, hayatın ne olduğu hakkında zerre fikre de sahip değil. Zaten böyle bir filmin senaryosunu yazıp çeken bir insan varsa hayatta, bunu düşünüp yazan adamdan binlerce yıl önce bunun daha beterini düşünmüş ve uygulamış birilerinin de olduğunu bilin.
Filmin senaryosundan bahsetmeyeceğim ama filmin ana konusu acı. Fiziksel acı, zihinsel acı, her türlü acı. Acının insan doğasına etkisi nedir, acı insanı nasıl şekillendirir, aklın ve zihnin alamayacağı bir acının karşısında insan neye dönüşür? Sandığınızın aksine bir şiddet pornosu değil bu film. Bunun için cannibal holocaust veya guinea pig serisini izleyebilirsiniz ki beş para etmez filmlerdir.
Hayatımızda en çok korktuğumuz ve asla kaçamadığımız bir gerçek acı çekmek. Her türlü fiziksel acının yaratacağı travma kesindir. Çocukken öğretmeninizden yediğiniz tokattan, haberlerde şahit olduğunuza, aşk acısından, vicdan azabına, varoluşsal sıkıntılara? dek çok geniş bir yelpazesi var acı çekmenin. Bir çeşit şekillendiriciden çok, bir kaçış sendromu da yaratıyor bazen. Kötülükle acı çekmenin içiçe geçmesi de buna güzel bir katkı sağlıyor. Kötülük sorunu salt hareketten niyete giden bir eylem olarak gayet çıplak ve saf bir sorun. Acı ise kötülükten dolayı yaratıldığı gibi, kötülüğün kendisi bile acıdan korkuyor. Belki de bu nedenle kötülüğü yok etmek için kötü olduğu düşünülenlere sürekli acı verilerek bir ders verme psikozundan çıkamıyor insanlık. Cadı avları, engizisyon, kölelik, din savaşları ve daha tonla şeyin içindeki kötülükle savaşma ve onu acı çektirerek yok etme motivasyonunun kaynağını da bu oluşturuyor.
Ancak insanlık, tarih boyu aslolan iki soruyla derin ilişki içindeler. Birincisi tanrı var mıdır varsa kimdir? ikincisi biz nerdeyiz? Tasavvufta ve diğer dini tradisyonlarda ermiş olarak adlandırılan insanların yaşadıklarına bakıldığında, her zaman bu kişilerin derin acılar çektiklerine şahit olursunuz. Örneğin aylarca oruç tutan yogilerden, çölde günlerce gezmekten artık bedensizleşen mecnuna, şems gittiği için çektiği hasretten varlığı unutan mevlana'ya, gözleri oyulmasına rağmen bağırmayan hallac-ı mansura dek, ermiş hikayelerinin içinde her zaman arınmak için acı vardır.
Algının insanın zihnini kör ettiği, her zaman perdelerin olduğu söylenir durur tasavvufta veya başka geleneklerde. Bu perdelerin kaldırılabilmesi için türlü yöntemler vardır. Cizvit rahiplerinin bile her gece kendilerini kırbaçlamaları da bundandır biraz. Bir insanın kendine bilerek isteyerek acı çektirmeye çalışması acıdan fellik fellik kaçan günümüz insanının anlayabileceği bir şey değildir. Ancak maneviyata ulaşabilmek için canlarını verebilecek insanlardır bunlar.
Martyrs aslında bu maneviyat ve salt gerçeğe ulaşmanın acıdan geçtiğini anlatan bir hikaye sunuyor. Filmi bir korku filmi karegorisine sokan şeyse, filmin ilk 40 dakikasında olup bitenler. Eğer bir filmde kan ve katliam varsa, o filmi olduğu gibi korku kategorisine sokmaları da doğal elbette. Hatta filmin türkçe çevriminin işkence odası olması da filmi mideye zor gelecek bir şeyler izleme ve şaşırma isteğiyle izleyenlere ikinci yarısında sağlam bir tokat patlatıyor.
İnsan zihninin acı karşısındaki kesin hafızası filmin başında olan olayla sonrasında gerçekleşen aile katliamının asıl nedeni. O hafıza, öyle bir şekilde insan zihnini ele geçirir ki, sizin hayatınız boyunca yapacağınız en alakasız davranışa bile sirayet eder. Tüm varlığınız bir yerden sonra o acının bir parçası halini alır. Filmin kahramanı da böyle bir hafızanın bıçağından geçmiş.
İnsan zihninin acıya karşı tepkileri korkuyla özdeş. Eğer acı varsa korku acının hemen yanındadır. O korkuyla başedilemediği yerlerde sınır aşılıyor. Gidilecek en yanlış yol ise artık var olmayan düşmanlarla mücadele etmek. Bir kapı gıcırtısından bile insanın duyduğu derin korkunun nedeni bilemeyeceği bir acıyla karşılaşma olasılığı. Eğer böyle bir acıyla hayatında bir kez bile karşılaşmışsa o kişi, o acının öznesini zihninde yaratabiliyor ve aynı özne artık orada olmasa bile defalarca o acıyı kendi kendine yaşatabiliyor. Şizofreninin en derininde yatan şeylerle bile açıklanamayacak bir kendini bilmezlik yaratabiliyor. Bu durumdan da kurtulmak oldukça zor. Psikiyatri biliminin en baş edemediği şeylerden birisi de travma. Çoğu kurban, eğer becerebilirse yaşadıklarını yok saymayı tercih ediyor ama bir şekilde o korku kendini başka bir yerden ortaya çıkarmayı başarıyor.
Ancak çok güçlü bir aklın ve iradenin kaldıramayacağı acı olmayabilir. Her türlü acıya dayanabilecek bir aklın dönüşeceği şey, o ermişlerin aradıkları şey olabilir. Sıradan hayatlarımızda çektiğimiz sıkıntıların belki de yüzbinlerce katını çeken insanlar var hayatta. İnsanlar haklı olarak acıdan kaçtıkları için empatinin de paramparça edilmesi şaşırtıcı değil. Ancak bazı insanlar bu acının üstüne gidiyorlar helak olma pahasına.
Martyrs insan nedir sorusunda olabilecek en korkutucu yönden cevap arıyor.
