24 Ağustos 2015 Pazartesi

Hayat devam etmiyor



Bazı ayrılıklar bir hayat boyu sürer veya şarkıda da dediği gibi; "I know What It's like to lose someone you love"

Veda etme anlarının her saniyesinde zihinde şu vardır; birazdan olmayacak. Yoksunluk duygusuna hazırlanmak için bir kaç dakikan vardır. Bu an, belki de gerçek değildir. Gerçekdışı olan o anın sende hissettirdiğidir. O an, o anı dolduran arka plan, o tren garı, garda koşuşturanlar, trenin sabırsız uğultusu, O sana bakarken söylemek istediğin ama söyleyemediğin tonla şey hepsi bir ayrıntıdır. Zaman bile - zalimliğiyle meşhurdur - parçalanıp kendini yeniden başlatmak ister gibidir. Birazdan her şey bitecektir. Celladın gülümsemesini gören idam mahkumu neyse, o anda da sen biraz o mahkumsundur. Bundan sonra ne olacak? Ne zaman ne zaman? Bir daha ne zaman? Bazıları ayrılık sahnelerinden kaçınmak adına bunu çok kısa tutarlar. Bu dirayeti gösterebilenler için de o anın etkisi farklı olmayacaktır. Ama o anın telaşından acizliğinden hatta bitkinliğinden uzak durabileceklerdir duygusuz görünse de. Keşke bir kez daha sarılsaydım diye kendi kendine söylenmeyecek olan yoktur ama.

Her ayrılığın bir nedeni vardır. Zorunludur da çoğu zaman. En net olanı da malum. Ölenle ölünür. Ölmek istemeyenlere hayatın güzelliğinden ve ne olursa olsun hayatın devam ettiğinden bahsedilebilir. O kişiye dair hissettiğin tüm duygular bir güneşin bir kara deliğe dönüşmesi gibi milyarlarca metreküpten bir kesmeşekere sıkıştırılıverir ve o anda da patlar. İnsan acılardan kaçar kaçmasına da, bazıları o acıları kucaklar çünkü o acılar da o gidene dairdir. Hayatta katlanılamayacak acılar elbette vardır ve kimse bunun için yadırganamaz. Hayat devam ediyor diyenlere birer tokat akşedilebilir de. Dilenirse hayata karşı savaş bile açılabilir gücün yetiyorsa. Ama değişmeyecek olanı değiştiremeyeceğini anımsarsın yine. Ölümün ayırdığı insanlardan ikisi de ölüdür aslında. Biri nefes almaktadır sadece.

Ayrılık sonrasında olanlardan bahsetmek olanaksızdır. Eşyaların dile geldiği, geçmişin bir mayına dönüştüğü, mekanların canavarlaştığı zamanlar yaşayacaksınızdır ve o anda hissettiklerinizi tek bir insan bile anlayamaz sizden başka. Damarlarınızı kesip atan bıçağı kimse görmeyecektir. İçerken öleceksin. Tek başına kalırken, duşun altında, boş bir yolda yürürken, bir abajura bakarken, çay içerken, susarken, araba kullanırken, evin kapısını anahtarınla açarken kendi kendine " ben bu eve neden giriyorum ki " diye sorarken, kar yağdığında, bir restoranda O'na benzeyen birine bakarken. Zihninin elleri kolları bağlı bunlara maruz kalırken de hiçbir şey yapamayacaksın.

Sonra arkadaşların gelecekler diyecekler ki sana; "böyle yaşanmaz" Nasıl yaşanır? Bunları düşünme. Yine söylenecek o "hayat devam ediyor" cümlesi. Hayat devam ediyor etmesine de hayat umursamaz bir orospu çocuğuysa buna ben de bir şey yapamam. Teşhisin de bellidir. Evet artık senin artık bir "teşhisin" vardır; takıldı kaldı oraya. Mitolojik kahramanların kaybettiklerini geri getirmek için ölüler ülkesine gidip styx nehrinde kayboldukları hikayeleri bilmezler. Bu hikayelerde kaybeden, tüm olaylar bittiğinde artık eskisi gibi değildir. Ölüler diyarından geçip gitmiştir. Ölmeden ölmüştür. Arınmıştır. Gördüğü en olmayacak şeyler karşısında bile insan üstü bir sakinlikle sağ kalmayı başarmıştır çünkü ölüler tekrar ölmezler.

Acemi ve hevesli şair Nazım Hikmet'in klişe sözleri akla hemen geliyor; bu zamanda en fazla bir yıl sürer ölüm acısı. İnsanların ağzına pelesenk cümleler bunlar. Duyunca bile tiksinilen ama doğruluğunu bildiğin. Herkes kendi zihnince acılarını yaşayadursun senin acılarına da karışıyor. Elbette senin iyiliğin için. Senin "iyi" olmanı istiyorlardır onlar. İyi hissedeceksin ki her şey yerli yerinde olacak yine. Eski şairlerinden sevdiklerine yazdıkları mektupları okuyup hüzünlenmek serbest ama. Başkalarının acılarını seyredip, gördükleri onları duygulandırınca bir şeyler hissedebildiklerine tekrar kani olacaklar ama duygusuz birer et yığını olmaktan da vazgeçemeyecekler çünkü hayat devam ediyor. Kaybettikçe eksilen eksildikçe yerine bir şeylerle türlü türlü çöplerle seslerle ve diğerleriyle doldurulan hayatlar devam edecekler.

Hayatta elbette çok güzel şeyler var. Karayiplerde bir tatil, uzaya çıkıp dünyayı seyretmek, çocuğunun doğduğunu görmek, tüm sevdiklerinin sana doğum günü partisi yapması, çalışıp emek verdiğin şeylerin karşılığını almak, en sevdiğin müziği yapanları canlı görmek, serin bir yaz gecesi uykusu, machu picchu'ya gitmek. Tüm bunların her birinin seni iyi hissettirmesinden bahsetmek midir mutluluk? Hayatta güzel şeyler var evet ama bazı şeyler de binlerce parçalık bir puzzle resminde eksik kalan ve sadece oraya uyacak olan tek bir parça gibiler. Oraya ne koyacaksın? Kendini kandırmadan söyle.

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...