9 Mayıs 2015 Cumartesi

Kötülük


"Damiens'e iki saatten fazla çizme işkencesi yapılmış, çektiği korkunç acılarla şiddetli haykırışlar koparmış ve zaman zaman bayılma noktasına gelmiş ancak konuşmayı reddetmişti. Sonunda, uzuvları parça parça olduğunda, hekim daha fazla dayanamayacağını söyledi. Darağacında, sonu gelmeden önce, Damiens en büyük işkencelere maruz kaldı. Cellatların anlattıklarına göre, kollarının yakılması esnasında mavi alev Damiens'ın derisine değdiği zaman korkunç bir haykırış kopardı ve iplerinden kurtulmaya çalıştı. Ama ilk andaki acısı geçtikten sonra, başını kaldırdı ve duygularını yalnızca sıkılı dişleriyle göstererek yanan eline baktı. Bu dehşet verici işkenceler peş peşe uygulandı. Göğsü ve uzuvları kerpetenle didik didik edildi, yaralarına kızgın yağ ve kurşun döküldü. Sonunda cellatların koşturduğu dört at uzuvlarını gövdesinden ayırdı. Yine de öyle dayanıklıydı ki onu parça parça etmeleri saatlerce sürdü. Sonunda çaresiz hala yaşayan gövdesi bıçakla dörde ayrıldı. Casanova, bu korkunç sahneyi dört saat boyunca seyretme cesareti bulduklarını söyler ve şöyle der; defalarca yüzümü çevirmek, gövdesinin yarısı koparılırken iç paralayan çığlıklarını duymamak için kulaklarımı tıkamak zorunda kaldım ama Lambertini ve şişko teyzenin kılı bile kıpırdamadı


1757 yılında Fransa kralı XV. Louis'ye suikast girişiminde bulunan Robert François Damiens'e yapılanlar kısaca böyle. Buna benzer ve daha da beter anlatımlara rastlamak mümkün. Roma'da gladyatörlere, Katoliklerin protestanlara, yahudilere, engizisyon döneminde kadınlara çocuklara, çinlilerin japonlara japonların çinlilere yaptıkların yanında bu anlatım masum bir ninni olarak bile nitelendirilebilir. Tüm bunlar neden yapılıyor? Savaş, nefret, adalet bir çok cevap duyabilirsiniz bu soruya ama hiçbir cevap burada anlatılanların dehşetinin karşılığı değil. İnsanlık binlerce yıldır bunu yapıyor ve yapmaya da devam edecek.

Hayatın, dünyanın, evrenin yarısı kötülük. Karanlıkla özdeşleştirilse de aslında balçık. Şeytanla tanımlansa da aslında gayet insana ait bir durum kötülük. Tanımlamaların bireyi rahatlatan yönünden ilerleyerek kötülük tam olarak çözümlenebilir bir şey değil ancak anlaşılabilir bir şey. Çünkü kötülüğün teşhis edilemez halleri bulunuyor.

Ceza ve adalet insanlık toplumlaşmaya başladığı günden bu yana var. Farkındalık arttıkça gelişen insanlığın en büyük sorunlarından birisi hep bu oldu; adaleti sağlamak. Bu nedenle insanlar çok belirgin bir doğru olanlar şunlardır yanlış olanlar bunlardır gibi ayrımlara yöneldi. On emir, yedi ölümcül günah gibi mini manifestolar bilinen beşeri dinlerden çok önce de mevcuttu. Tüm toplumların mitolojilerinde insan üzerinden anlatılan bir iyi kötü kavgası mevcutken, varolan anlatıların nerdeyse hepsinde tek bir tanrının bile suçlanabilirliğini göremezsiniz. Tanrılar iyilikten kötülükten adaletten ayrı tutulmuşlardır. Kutsallığın dokunulmazlığından insanlığın zihni de bu anlatılardan, yaratılan mitlerden dolayı kötülüğü göremez, anlayamaz, tanımlayamaz hale geldi. Kabil kardeşini öldürdüğünde buna açıkça ilk günah diyenler, kendileri gibi olmayan milyonlarcasını gözünü kırpmadan yakıp yıktı kılıçtan geçirdi. Böylece kötülük, en eski çağlarda olduğu gibi sadece kutsal atfedilmeyenlere özgü bir cezalandırma biçiminin aracı oldu. Hala da öyle.

Pekiyi nedir tam olarak kötülük?

Bilerek isteyerek etrafındaki tüm canlıların canını yakmak denilebilir belki. Kötülüğün acıyla mutlak bir ilişkisi var. Şu klasik hikayeyi tekrar etmekte fayda var; acı kötülüğe dönüşüyor. Seri katiller, caniler, diktatörler tüm bu berbat olarak tarihte adları olan insanların çoğunun acıya dair hikayeleri mevcut. Çocukken cinsel tacize uğramış, dövülmüş her türlü işkenceye maruz kalmış seri katillerin hikayelerini duymuşsunuzdur. 1999 yılında tüm suçlarını kabul eden Luis Garavito Kolombiya'da 300'den fazla oğlan çocuğuna tecavüz ve işkence etmiş ve öldürmüştü. Garavito çocukken cinsel tacize uğramış bir kurbandı. Tarihin bilinen en fazla insan öldüren seri katillerinden biri olan bu adamın cezası ise "iyi halden" 22 yıla indirildi ve hazır olun 3 sene içinde hapishaneden çıkacak.

Garavito'nun hikayesi ise bize bir şablon sunmuyor. Çocuk kötülüğe maruz kalır ve büyüyünce kötü biri olur. Şiddet mutlaka bulaşıcı bir hastalık. Kötülük çok kolay aktarılıyor ve yayılıyor. Garavito bilinen en tipik örnek. Korkunç İvan başka bir örnek. Örnekler çoğaltılabilir. İnsan ruhunun acıya cevabı mutlaka oluyor. Ancak tüm kötülükleri basit bir Freudyen çocuklukta çekilen acılarla temellendirmek yetersiz. Acı çeken insan, acısını kendine de yöneltebiliyor, başkalarına da yöneltebiliyor, daha da şiddetli biçimde tüm gördüklerine de yöneltebiliyor. Örneğin kayıtlı 71 kurbanı olan Pedro Rodrigues Filho, babasını işinden eden patronunu 14 yaşındayken öldürüyor. İlk cinayetini bu yaşta işleyen Filho'nun farklı bir hikayesi var. Filho için ailesi her şeyden önemli. Annesine sürekli şiddet uygulayan babası bir gün annesini usturayla doğrayınca, babasıyla aynı hapishaneye düşüyorlar ve kendi öz babasını hapishanede öldürdükten sonra kalbini çıkarıp yiyor. Filho aynı dönemde yaşayan başka bir seri katilin de peşine düşüyor. Kötülüğe karşı kötülükle yanıt veren bu kötünün onlarca insanı öldürmesi, elbette bir iyilik timsali olduğunu anlamına gelmiyor.

Küçük bir çocukken geçirdiği kaza sonucu kafasının ön tarafını korkunç şekilde çarparak tüm hayatı değişen Alexander Pichushkin, bu kaza sonrasında etrafındaki tüm çocuklar tarafından aşağılanarak büyüyor. Pichushkin'in o günden sonra davranışları son derece agresifleşiyor ama anneannesini çok seviyor. Akıl almaz bir zekaya da sahip ve çok iyi bir satranç oyuncusu aynı zamanda. Anneannesini kaybettikten sonra Pichushkin zihnindeki şiddet dürtüsünü açığa çıkarıyor ve kayıtlı 49 kişiyi öldürüyor ve bu sayının çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Kendisi yakalandığında 64 kişiyi öldürmeyi hedeflediğini çünkü bir satranç tahtasında 64 kare olduğunu söyleyecek kadar planlı bir katil. Buradaki soru şu; Pichushkin eğer o kazayı geçirmeseydi, frontal lobu zarar görmeseydi, bu cinayetleri işler miydi? Beyin, nasıl bir sır saklıyor ki son derece sıradan bir çocuğu, tek bir darbeyle korkunç bir katile çevirebilecek öfkeyi zihninde üretebiliyor? Tek bir darbe ve bir şeyler salgılanmıyor. Elektrik yolları farklı iletiliyor veya kısa yollar kesiliyor. Tüm bunların sorumlusu zihin mi?

İnsan davranışlarını incelerken, insanların davranışlarını ihtiyaçlarını sadece salgılanan kimyasal maddelerin yarattığı reaksiyonlara göre değerlendirmek önemli bir şeyi gözden kaçırmamıza neden oluyor. Serotonin salgılanıyor ve mutlu oluyoruz. Demir eksikliğimiz var ve depresyona giriyoruz öyle mi? Belki öyle fakat insan iradesi sınırsızlaşabiliyor. Algı kimyasalları etkisizleştirebiliyor. Kimyasalları salgılatan da algı. Bize acı çektiren de mutlu eden de kör eden de algı. Güçlü olma isteği insanın doğasının özünde duruyor hala. İyi bir hayat yaşamak için güçlü olmak mı yoksa on binlerce yıldır tapındığı tanrıya özendiği için mi? İnanmak kadar rahatlatıcı çok az şey var hayatta. Korku gibi inanmak da artık körlüğün bir numaralı semptomu. Beynimiz tüm bunları bir an için sadece algılıyor hissediyor ve o an gelen komuta göre bir davranış geliştiriyor. Onlarca yıldır psikiyatri ilimi insan davranışlarını semptomlamaya, anlamaya ve buna göre "tedaviler" geliştirmeye çalışadursun, kötülük ve acı insan zihninden azalmak bir yana giderek daha da şiddetlenerek artıyor.

Funny Games adlı berbat Haneke filminin sonlarına doğru katiller şöyle diyordu; çocukken tacize uğramadık, dayak yemedik, bize batan tek bir şey bile olmadı ve biz böyleyiz. Belki de bu kadar basittir. Kötülük belki de bazıları için yemek yemek gibi bir ihtiyaçtır. İnsanlık tarafından hala bu kadar lanetlenmesine, bunca ahlak kuralına, kanuna, hukuğa, sosyolojik çabalara rağmen kötülük hiç olmadığı kadar yaygın ve aleni. Bu kurallardan da kendine yeni kötülükler üretmeyi becerecek kadar usta bir hayvan üstelik. En başından beri değişmemesi gereken kural unutuldu bile; öldürmeyeceksin. Çünkü daha geçerli ve kutsal kurallarımız var. Tüm bu kurallar ne için varlar? Elbette ki iyiliği tahsis etmek için. Tüm kadınların örtünmesi gerektiğini söyleyen de, onlar gibi olmayanları öldürenler de bunu kendilerince iyilik adına yapıyorlar. Aptallık algıyı yok ederken en korkunç zalimlikleri bile bir amaç uğruna yapılabilir kılıyor.

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...