17 Kasım 2013 Pazar
Bir kayıp dahi; Bobby Fischer
Yıl 1972. Nixon sovyetlere sevgi dalları uzatıyor. Soğuk savaş hafiften kar yağışını terketmiş gibi. Yine de hava buzlu. O zamanlar dünyada mıknatısın iki dalı gibi sovyetler ve amerika. En ufak bir spor dalı bile aralarında delice rekabetlere sahne oluyor. Satranç da bundan nasibini almak üzere. Dünya satranç şampiyonu sovyetlerin açık ara elinde ve sahibi Boris Spassky. Karşılarına ilk kez dişli bir Amerikalı rakip çıkıyor. Sovyetlerin o dönem karşısına birdirbir oynarken bile Amerikalı biri çıksa bu ulusal bir olaya dönüşüyor ve durum karşılıklı. Rakip Bobby Fischer denen delinin teki. Öyle ki ünvan maçı için konan ödülü beğenmeyip maçın yapılacağı İzlanda'ya binbir nazla geliyor Fischer. Tonla saçma sapan istekte bulunuyor hatta gelmeyeceğim bile diyor. Daha maç yapılmadan dünya çapında bir olaya dönüşüyor.
Peki kim bu Bobby Fischer?
1943 yılında ailesi Hitler'in pençesinden kaçmış bir yahudi çiftin oğlu. Babasını 2 yaşından beri görmemiş, 6 yaşında satranç oynamayı öğrenmiş ve 15 yaşında satrançta olabilecek en büyük ünvan olan Grandmaster seviyesine yükselmiş 180 iq'ya sahip bir deli. Annesi Bobby'yi küçük bir çocukken bu çocuk kafayı kırdı deyip psikoloğa bile götürüyor çünkü çocuğun evde tek yaptığı şey satranç oynamak. Satrançla ilgili okuyabileceği kaynak yok, oynayabileceği biri bile yok. Uzun süre kendi kendisiyle maç yapıyor hatta satranç kaynağı edinmek için rusça bile öğreniyor.
13 yaşında bir çocuk Amerika'yı sallamaya başlıyor. O zamana dek satranç ülkede neredeyse duyulmamış bir oyun. Çok az insanın satranca ilgisi var ve Fischer 8 sene üst üste ülkenin en iyisi oluyor. 1972 yılında ünvan maçına dek rakiplerini nerdeyse ezerek galip geliyor.
sporun içine politika karışır mı karışmaz mı tartışmaları bir ara oldukça alevliydi ülkemizde de. Ancak Spassky ve Fischer'ın ünvan maçı, bu konuyu tartışmasız biçimde sonlandırmıştır bence. Sporun veya rekabetin içine politika ve milliyetçilik karıştırılmadan o rekabetin tadının olmayacağını da söyleyebilirler size.
Ünvan maçı öncesi Fischer o kadar nazlanır ki maçı yapması için Henry Kissenger bile telefon edip maça gitmesini söyler. Koskoca Henry Kissenger, kameraların maçın yapıldığı mekanda olmasını bahane edip tekrar maça çıkmayacağını söylediğinde Fischer'ı tekrar arar. Artık bu bir ünvan maçı değil, iki süper gücün savaşıdır. Adamlar sıcak savaşamadıkları için acısını böyle şeylerle çıkarıyorlardı muhtemelen.
Maçı Fischer 24 oyunun sonunda 12 buçuk - 8 buçuk kazanır ve artık dünya satranç şampiyonu ve bir halk kahramanıdır. Madalyalar takılır. Basının gözdesi olmuştur. Bob Hope'le ve hollywood yıldızlarıyla bile tanışmıştır. Ancak Fischer tüm bu olanları çok saçma bulmaktadır. Çünkü tek isteği satranç oynamaktır.
Maç esnasında sovyetler, Fischer'ın akıl almaz performansı nedeniyle oyunda hile olduğunu bile ileri sürerler. Oyuncuların oturdukları sandalyeler xray cihazına sokulur, masa incelenir. Spassky maç boyunca uykusuzluk iştahsızlık içinde kıvranmaktadır. Sovyetlerin iddiaları oldukça saçma görünse de incelenmiştir. Bu ikili bu maçtan tam 20 sene sonra bir kez daha karşılaşacaklardır hem de Fischer'ın hayatını geri dönüşsüz biçimde değiştirecektir bu olay.
1975 yılına gelindiğinde ise sovyetler yeni bir şampiyon çıkarmışlardır; Anatoliy Karpov. Fischer ile ünvan maçı yapılması için herşey hazırdır ve ödül tam 5 milyon dolardır. Ancak Fischer aynı politik saçmalıkları yaşamayı reddeder ve maça çıkmaz. Amerikan hükümeti şaşkındır. Öyle bir medya baskısına maruz kalır ki, Fischer sırra kadem basar. Tamamen ortadan kaybolur. Böylece Karpov yeni dünya şampiyonu ilan edilir. Ancak gölge bir şampiyon olmaktan da kurtulamaz çünkü Fischer'ın maça çıkması halinde kazanması büyük ihtimaldir.
1975 ile 1981 yılları arasında Fischer'dan nerdeyse kimse haber alamaz. Hatta sokaklarda yaşamaya başladığı ve Los Angeles'ta gördüğü bile söylenir. Basının gözbebeği, ulusal kahraman olan bir insan, bir kaç sene sonra artık yoktur. 1981 yılına gelindiğinde ise bir soyguna adı karışır Fischer'ın ancak kendisinin olayla ilgisi olmamasına rağmen polise mukavemet etmekten tutuklanır. Polis tarafından işkenceye uğradığını ve bunun planlı olarak yapıldığını söyleyecektir. Bu olay Fischer'ın ülkesiyle bağlarını geri dönüşsüz biçimde koparacaktır.
Zaten sevgiden yoksun biçimde büyümüş olan Fischer'ın paranoyak olduğu söylenir. Sinirli biri olduğu ve herkese kötü davrandığı söylense de aslında bunlar da birer propagandadır. Kendisiyle röportaj yapan hemen herkes, Fischer'ın esprili, kendi halinde harika bir insan olduğunu söyler. Artık beş parasız kalmıştır ve 1992 yılına dek adı sanı anılmamıştır. Ta ki Boris Spassky ile iç savaşın eşiğindeki Yugoslavya'da bir gösteri maçı ayarlanana dek. Dev ünvan maçından tam 20 sene sonra dünya satranç birliğinin reddettiği bu maça Amerikan hükümetinin de iç savaş nedeniyle gitmesine asla izin vermediği Fischer gider ve maçı oynar. Amerikan hükümeti de kendisini vatandaşlıktan çıkarır. Artık vatansız biridir ve maçı kazanıp 5 milyon doları almış olsa bile, ölümüne dek o ülkeden öbürüne savrulacaktır. Filipinlere, Brezilya'ya Macaristan'a Almanya'ya gidip yaşamaya başlasa da asla huzurlu değildir artık. Dünyadaki tüm satranç sevenlerin ilgisi bu kadar izolasyona rağmen hep üstündedir çünkü çoğuna göre Fischer gelmiş geçmiş en mükemmel oyuncudur.
Fischer'ın bulunduğu durumdan mıdır yoksa cidden söylendiği gibi delirdiğinden mi bilinmez, aşırı uç hatta faşist fikirleri de savunur bir çok radyo programında. 11 eylül olayları gerçekleştiği sırada radyodan "Amerika yeryüzünden silinmeli. Harika olmuş" demesi fazlasıyla tepki toplar. Bir yahudi olmasına rağmen aşırı bir antisemitisttir aynı zamanda. Ancak her fırsatta yahudilerden değil, İsrail devletinden nefret ettiğini söylese de konuşmaya başladığı zaman kendisini pek durduramamaktadır. Bu politik konuşmaları elbette kendisine ödetilecektir. 2004 yılında Japonya'da havaalanında artık geçersiz sayılan amerikan pasaportuyla havaalanında tutuklanır. Uzun süre sığınmak için kendisine ülke arar ve sonunda o dev maçı yaptığı İzlanda kendisini kabul eder. İzlanda vatandaşı olur ve orada da ölecektir.
Tonla insanın hayatını okumuşsunuzdur ve ne isterse yapan insanlara şahit olmuşsunuzdur. Ancak Bobby Fischer, tüm hayatı boyunca tam bir anarşist gibi yaşamıştır. Kendisine dayatılan herşeyi reddetmiş, sunulan tüm nimetleri elinin tersiyle itmiş, insanları, söylenenleri umursamamış ve canı nasıl dilerse öyle yaşamıştır. Bir çokları yaşlandı, böyle bir hayat yaşadı ama artık bir hiç dese de o Bobby Fischer'dır. Hatta ünlü Garry Kasparov'un bile pek hoşlanmadığı kıskandığı bir adamdır. Aşırı zekasının dehşetinden hayatını özgürce yaşayabilmiş çok az insandan biri.
Pekala another dead hero diyebilir miyiz kendisine? sanki diyebiliriz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Olga
Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...

