insan denen varlığın ne olduğuyla ilgili düşündüğümüzde büyük bir yanılgıya düşüyoruz genel olarak. insanı, toplumsal rollerle, ikili ilişkilerde yapılagelen rezilliklerle, dış görünüşüyle, söyledikleriyle, bildiğini sandıklarıyla değerlendiriliyoruz. genelde yapılanlar sosyolojik ve epistemolojik değerlendirmeler oluyor. bildiğimizi zannettiğimiz insanın ''berbat'' bir varlık olduğunu sadece yediğimiz kazıklarla, yalanlarla, ego tatminleriyle değerlendiriyoruz.
oysa ki, insan, bundan daha berbat bir yaratıktır.
ancak vice versa, insan ne denli iğrençleşebileceği akıllara asla gelmezken, eğer isterse, akla hayale gelmeyecek güzelliklere de varlığını koyabilir. insan'ın ateşi bulması, o ateşle sanatı var etmesine ancak aynı zamanda o ateşle istediğini yok edebilmesine de yol açtı. insan, bir ucu cehenneme, diğer ucu cennete uzanan bir çubuğun ucunda yürüyüp duruyor bir oraya, bir öbür tarafa.
insanın sürekli olarak günümüzde ne kadar rezil olduğunu söyleyip duruyoruz. bu insanlara zahmet edip bin tane küfrü ettikten sonra da sırf yine kendimizi yüceltmek için bu insanlara güya acıyoruz, ''zeviyeme inimez yahuu'' diye burhan altıntop gibi çıkışıp duruyoruz. bir insanın diğer insanları kınama biçimi bile kendisini yüceltme aracı olmuş. bir burç yorumu yaparak bile kendini anlatarak övmek mümkün. sürekli bir bensellik söz konusu. ben ben beeeen. en alakasız şeylerden bahsederken bile cümle arasında kendisinden bahsetmeyi ihmal etmiyor artık insanlar. yakında, herkes kendisi için diğer insanlara reklamlar koymaya da başlayabilir. sürekli olarak diğer insanlardan şikayet eden de insan. oysa ki en rezil insan, sürekli olarak başkalarını karalamaya çalışan insandır. hele ki onaylandığını düşünüyorsa ve bir kaç tezahürat alıyorsa, tam bir ahlak bekçisi, bir super kahraman, kötülerin amasız düşmanı kesilebilir.
insan, bu çubuğun ucunda bir oraya bir buraya savrulur. ancak hiç bir insan, kötülükle iyiliğin arasında gidip gelmeden yada sadece tek bir yerde sabit durarak hayatını devam ettirmez. çoğu, kendini iyi zanneder. iyilik dolu olduğunu düşündükçe de, yaptıklarını sorgulamayı keser. her hareketi kendine doğru gelir. böylece körleşir.
tarih boyunca ''doğru'' olduğu düşünülerek yapılmış rezillikler, şimdilerde yazılmıyor. iinsanlar, ahlak, hak, hukuk, adalet diyerek en büyük rezilliklere kılıflar bulmuşlar tarih boyunca. nsanlığın rezillik skalasının en dibe vurduğu yerlerden bir kaç örnek vereceğim. insanın, ne derece berbat bir yaratık olabileceğini düşünüyorsanız, inanın daha da kötüsü olduğunu bilin.
büyük iskender'den sonra parçalanan makedonya imparatorluğunun ortadoğu bölgesine kral iv. antiochos ve soyu hakimdir. kral'ın önemli bir derdi vardır; herkes kendi inandığı şeye inansın istemektedir. kendisi yunan tanrılarına inanmaktadır ve hakim olduğu topraklardaki tüm herkesin buna inanması için tiranlığa başlar. yahudilerin yaşadığı bölgede süleyman tapınağını zeus heykelleriyle doldurur. buna karşı gelen, uymayan, gizli gizli yahudiliğini yaşayanlara ise bakın ne yapıyor;
dönemin yazarlarından josephus, antiochos'un emriyle bir anne ve yedi oğluna yapılan işkenceleri şöyle aktarmıştır.
''tiran onları boğa organıyla dövdürdü. en büyük oğlan soyuldu. elleri bağlandı ve tezgaha yatılırarak en zalim biçimde dövüldü. işkenceciler emredilenden kat be kat daha fazla dövdüler. daha sonra işkence çarkına konuldu ve ayaklarına ağırlıklar asıldı. öyle sımsıkı gerildi ki kemikleri birbirinden ayrıldı, sinirleri ve iç organları dağıldı. yine de ölmediği görülünce bir ateş yakıldı. işkence çarkında gerildi ve bu ateşe atıldı. vücudu öyle bir yandı ki bağırsakları ortaya çıktı. hala kendindeydi. ateşten alınarak dili koparıldı ve kızgın kocaman bir tavanın ortasına konuldu. düşmanlarının hayranlığı, annesi ve kardeşlerinin ölümünü kurtuluş olarak karşılamalarıyla bu dünyadan göçtü.
ardından ikinci kardeş aber getirildi. işkence aletleri gösterildi ve abisinin pişmiş etini yemesi emredildi. reddedince zincirlerle asıldı ve derisi başından dizlerine kadar soyuldu. iç organları görülüyordu. üstüne vahşi hayvanlar salındı ancak hayvanlar zarar vermeden uzaklaştı. tiran öfkelendi ve öylece ölene dek orada bırakıldı.
sonra üçüncü oğlan getirildi. bir taş küreye bağlandı ve tüm kemikleri kırılana dek küreyle birlikte döndürüldü. sonra baş ve derisi yüzüldü. kızgın tavaya oturtuldu..''
bu böyle sürüp gidiyor. hikayenin sonunda tüm kardeşler annelerinin göz önünde bu ve daha beter sinir bozucu uygulamalarla paramparça edildiler. en sonunda artık tamamen aklını yitirmiş olan kadını da soyup göğüslerini cinsel organını kestiler. kızgın tavaya atarak kızarttılar.
tüm bunlar ne içindi? doğru olanı yaptığını düşünmese bu kadar büyük bir vahşete girişilebilir miydi? nedir peki o doğru, zeus emretti. ona hizmet ettim. aferim.
bu sadece basit bir örnek mi diyorsunuz? size işkence tarihinden örnekler vereyim öyleyse;
engizisyon sırasında yapılan uygulamalara iki yüz sene öncesine dek ''insanlık dışı'' bile denemiyordu. hatta işkence, hukuk sisteminin değişmez bir parçasıydı.
haccac denen muhteşem insan, kuyucu murat paşa gibi insanlar yüzbinlerce insanı diri diri kuyularda gömdüler. yaptıkları işkencelerin sayısı belirsiz.
amerikan kölelerine yapılan işkencelerde filmlerde gördüğümüz en meşhuru kırbaçlamaktı. ancak bu kırbaçlama günlerce sürebiliyordu. hatta bazı kurbanlar kırbaçlanarak parçalanıyordu. inanmıyorsanız çok şahane bir icat var burada; (bkz: flagellum)
tarih, josephus'un anlattığına benzer binlerce hikayeyle dolu. kayıtlara geçirilmemiş olanlar da malum. inandığı şeyi bırakın savunmak, öyle olduğuna dair bir emare gösterdiğiniz takdirde uğrayacağınız muamele en azından bir kaç sene boyunca hapse düşmek, nerdeyse farelerin dışkılarıyla beslenmek ve işkence görmekti. ama diyoruz ki bizler; modern zaman insanı çok rezil. insanlık çok feccii..sanki sadece bizim yaşadığımız zaman rezildi de, öncekiler çok şahaneydi. bu rezilliği ilk keşfeden biziz sanki.
insanlık ne daha önce ne de daha sonra bunları yapmaktan vaz geçecek. komik huzursuzlar, rahatsızlar ve umutsuzlar, kendi umutsuzluklarını ve dünyanın ne kadar boktan olduğunu söylerken sadece kendi kişisel ecik bücük hikayelerini anlatarak insanların böyle olduklarını zannedecekler. peki 7 oğlu gözlerinin önünde günlerce işkence edilen ve buna şahit edilen kadının yerinde olsanız? o zaman da kalkıp sadece gördüğünüz şeylere tepki gösterip ''aaah dünya çok kötü oldu baboli'' mi diyecektiniz? dünya sadece size kötü değil mi? kimse umursamıyor sanki bu kötülüğü bir tek siz iyisiniz. dünya cidden sandığınızdan, katlanabileceğinizden çok daha berbat bir yer. ama aynı zamanda, o kötülüklerin sayısı kadar da güzellik taşıyor. nereye bakarsanız onu görürsünüz.
işte insan, riyakarlığını kanından almış, ''doğru'' adı altında, din adı altında, milliyet bahanesiyle her türlü zulmü yapmış, sadece kendinden olanı sevmiş, gücü olana dur demek şöyle dursun, ona destek vermiş, ''ulan ben ne yapıyorum'' diye sorgulamamış, sadece kendine inandırdıklarıyla hayatını sikip atmakta çok usta bir yaratıktır. şu boktan, insanlar rezil denilerek dünya düzelmeyecek. ki dünya asla düzelmeyecek ancak daha iyi bir yer haline getirilebilir. ama emin olun reziller skalasına listeler yapılarak değil.
insan bunları yaparken, aynı zamanda muhteşem şeyleri de gerçekleştirmiştir. insanlar iyi olsun diye uğraşmıştır çoğu insan da. iyiliğe hizmet etmek için kötülük yapmak insanın ata sporudur malum ancak insan bazen saf iyiliğe de bulaşabilir. bu hiç de uzak değil aslında.
kaynak: işkencenin tarihi, george ryley scott. dost yayınları. -alın okuyun şahane kitap. ama yemek yedikten iki saat sonra okursanız iyi olur.-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder