24 Şubat 2015 Salı

Üç arkadaş

Pencereden dışarıyı seyretmekten başka bir şey yapmadım bugün. Elbette ki depresyonda değilim. Sadece hüzünlenmeyi seviyorum. İlgimi çeken tek şey de ağaçların üstünden bana bakan, laciverte kaçan havasıyla bir karga. Gagasının içinde sürekli yersiz bir küfür yüzdürüyormuş gibi etrafa bakıyor. Ona baktığımı anlaması zaman almadı ama umrunda bile değilim. Yine de gözgöze geldik. "Çok güzelsin katran kafa! " diye bağırıyorum içimden. Karga bana baktıktan sonra aşağıya doğru süzülüyor ve geçtiği her yeri laciverte boyuyor. Onu takip eden sadece gözlerim değil tüm bedenim. Tüm duyularımla onu izliyorum. Daha önce hiç bir kargaya dokunmadım ve bunu çok istiyorum.

Size kendimi tanıtmadım. Adım Megan. Geçen yıl bu apartman dairesine taşındık. Ben, sevgilim Jacob ve ev arkadaşımız Clint ile birlikte. Jacob ve ben uzun zamandır çalışmıyoruz çünkü bir işte çalışamayacak kadar zekiyiz. Vefakar arkadaşımız Clint ile doğduğumuz günden beri tanışıyoruz. O, hayatımda gördüğüm en iyi insan. Bizi olduğumuz gibi kabullenen belki de tek insan. O nedenle Jacob ve benim çalışmamamızı pek kafasına takmıyor. Yaptığı da fedakarlık değil aslında çünkü bizim varlığımız ona yetiyor. Huzur dolu bir ev burası. Tek birinin bile bağırıp çağırdığını duyamazsınız. Tabii Jacob ve ben seviştiğimiz zamanlar hariç. Bazen onunla zamanı durdurup sonsuza dek sevişebileceğimi hissediyorum. Bana yaptıkları aklıma gelince kendimi tamamen yitiriyorum. Ama Jacob hayatımdaki en güzel şey değil elbette. Hayatımdaki en güzel şey benim. Böyle olmak. Olanaksız biliyorum sizler için. Çünkü umursayacak çok şeyiniz var. Adı bile var hatta buna ne diyordunuz....ah! evet. NİHİLİZM. Bu kelimeyi ilk duyduğumda ensem uyuşmuştu saçmalığından. Kelimelerin anlamlarını bilmeden de onların ne anlattıklarını hissedebilirsiniz aslında.

Hayatımdaki en önemli şey isteklerim. İsteklerim için her şeyi yapabilirim. Toplumsal kurallar, isimler, ahlak, siyaset, felsefe, şiir bunların teki bile ilgimi çekmiyor çünkü tüm bunların üzerindeyim. Hissettiklerim benim için her şey demek. Hissettiklerimi neden başkalarına anlatayım? Neden başkalarının hissettiklerini merak edeyim ki? Zaten o an hissedilip geçiyorlar. Benimle aynı şeyleri hissetmeleri de umrumda değil. Özdeşlik kurmaya gerek duymuyorum çünkü ben benim. Benden daha gerçek bir başkası da yok bu evrende.

Clint yine mutfak dolabında nereye koyduğunu bilemediği tavaları aramakla meşgul. O kadar çok gürültü yaptı ki yarattığı ses dalgalarından dolayı buzdolabının üzerindeki magnetlerden birisi yere düştü. Paris yazıyor magnetin üzerinde ama A harfi elbette Eiffel kulesi biçiminde. Clint magnetin yere düştüğünü görünce bir an telaşlandı ve dolabın başına gelip yere eğilip magnete bakıyor şimdi. Kırıldı zannetti galiba. Gözlerinin üzerine bir araba parketti sanki. Ama iyi haber. Magnet sağlam. Ah benim tatlı arkadaşım nasıl da gülümsüyor. Magneti yerden alıp bakıyor. Neredeyse öpecek. Gözlerinden bir havai fişek havalandı sanki. Yeniden gülümseyecek gibi oldu ama vazgeçti. Tamam koca bebek kırılmadı o çok değerli magnetin. Anladık anısı var. Beni gördü şimdi de. Hey Clint. Güzel adam. Neyse boşver ben kanepeye gidip biraz uzanacağım. Yorgun hissetmenin en iyi tarafı nedir biliyor musunuz? sonsuza dek yorgun hissedecekmişsin gibi gelir ve bir demir külçenin içinde rahatça nefes alıyormuşsundur gibidir. Gözlerim kapanıyor.

Bundan bir kaç ay önce Clint, üniversiteye gitmeden önce ailesinin evinde duran, yıllarca çalıp tuşlarını aşındırdığı piyanosunu eve getirdi. Piyanolar gerçekten ilgi çekici aletler. Onları ilk gördüğümde çöp öğütücüsü zannetmiştim. Kuyruklu piyanonun kapağı açılıyor ve önüne gelen her şeyi yutuyor gibi gelmişti. Taşınmalarının bile bir seramonileri var. Alet o kadar büyüktü ki kapıdan sokamadılar ve pencereleri söküp apartman dairesinin salona bakan tarafından vinçle içeriye taşıdılar. Clint'i o günkü kadar ergen görmemiştim daha önce. İşçiler çok ürkütücüydü ama. Evimizi yıkıyorlarmış gibi hissettim bir an ve bakamadım olan bitene. Jacob ile ben yatak odasında oturduk. Çıkan sesler çok huzursuz ediciydi. Evimizi yıkmadıklarına hala emin olamıyordum. Ayrıca yerler pislenmişti bu da fazlasıyla sinirimi bozdu. O gün 5 defa duş aldığımı anımsıyorum. Duşa alırken mırıldandığım şarkılarla içerideki sesleri duymak zorlaşıyordu. Akşam üzeri işçiler gidip ev de temizlendikten sonra Clint salonda piyanonun başına geçip çalmaya başladı. Adam gerçekten çok yetenekliymiş bunu bizden bile saklamayı başardı. Chopin'den Nocturne opus no 9 hem de. Çok tatlı gözlerini aralıyor piyano çalarken. Gözlüklerini piyanonun üstünde unuttu çalıp bitirdikten sonra ki gözlüklerini asla bir yerde unutmaz. İyice dalgınlaştı bu adam. Koltuğa oturdu şimdi de. Bir sigara yakacak oldu, ama uzun zamandır içmediği için dudaklarının arasında tutamadığı sigarayı yere düşürdü. Piyanoyu seyrediyor. Elinde hayatında ilk kez silah tutan 16 yaşında acemi bir asker gibi o sigarayı tutuyor. Ah nazik adam. Kendine karşı bile hep bir nezaket içinde. Sanki bin yıldır yaşayan bir victorian dönemi saray hizmetkarı gibi. Bana gülümsüyor.

Yanına gitmeye karar veriyorum ve yavaş adımlarla oturduğu koltuğun başına gelip koltuğa çıkıyorum. Patilerimi dizlerine koyuyorum ve kucağına oturuyorum. Gözlerimin arasındaki küçük düzlüğü parmaklarıyla ovuyor yavaşça. Yüzüme bakarken ağlamaya başlıyor. İnsanlar çok kolay ağlıyorlar. Kucağında durmaya devam edeceğim bir süre. İyi hissetmemek için hiçbir neden yok bana kalırsa hayatta. Kötü hissettiğinde de yapacak bir şey bulamazsan, uyursun. Uyandığında da anımsamazsın. Uyuduğunda istediğin canlının içinde o canlının hayatını yaşayabilirsin. İstediğin yere gidip istediğini yapabilirsin ama insanlar bunu henüz bilmiyorlar. Jacob ile bazen aynı rüyayı görüyoruz. Onu yalamayı çok seviyorum. Clint'in de parmak uçlarını yalıyorum bazen. Bana sarılıyor. Tüm gövdemi sıkacak gibi oluyor ama duruyor sonra. Nefessiz kalıyorum bir an ama bu bana huzur veriyor. İnsanlar neden ağlıyorlar o an biraz anlıyorum.

Sanırım acıktım


Hiç yorum yok:

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...