5 Ocak 2016 Salı
Dabbet-ül Arz
Bir sandalyeyi arkadaşı görecek kadar içip evin içinde duvarlara bakarak anılarını kendine anlattığı bir gece, yine Laleli'de bir Azize'yi izledikten sonra yatağına uzandı ve salonda duran mavi koltuğun yerini değiştirmesi gerektiğini düşündü. Diğer eşyaları yaksa bile o koltuğun kalmasını tercih ederdi. Yatağından doğrulup bir an için kalkacak gibi oldu ama başı o kadar dönüyordu ki buradan Laponya'ya kadar durmadan yürüse kendini bu kadar yorgun hissedemezdi. Üzerinden sürekli hayatı geçiyordu asfaltta üstünden defalarca arabaların geçtiği bir köpek ölüsü gibiydi. Kırık dişi yine diline takıldı ve o anda midesi bulandı. Kalkmaktan başka çaresi yoktu ve ayakları yere değdiği anda sendeledi. "Bugünü diğer günlerden daha güzel kılabilecek bir şey diliyorum tanrım" diye fısıldadı içinden. Tanrıya elbette inanmıyordu. Banyoya sendeleyerek vardığında alnında beliren yazıyı yine gördü; Flata
Dokunduğu anda alnındaki izin balık pulları gibi döküleceğini düşünerek orayı sertçe ovaladı ama yazı aynen duruyordu. O anda boşverdi. Umursayacağın şey senin kalbine işler ruhuna oturur beynini kemirir dedi içinden. Elini sobaya tutarken acımadığını içinden tekrar eden bir çocuk gibiydi. 7 yıldır ilk kez bu kadar sarhoş olmuştu. En son bu kadar sarhoş olduğunda en iyi arkadaşım dediği adam sevgilisiyle yatmıştı. Mimar sevgilisinin yanından ayırmadığı ve çok sevdiği mavi bir dolma kalemi vardı. İlk yıl dönümlerinde O'na Kopenhag'ta bulunan çok sevdiği bir kaligrafi dükkanından getirtmişti. Üzerinde ince bir yazıyla " her neyi seviyorsan parçan olsun " yazıyordu. Kalemi asla yanından ayırmamıştı kadın ta ki başka bir erkeğe kalemin ne kadar harika bir hediye olduğunu göstermek için çıkardığında öpüşmeye başladıkları sırada elinden kayıp masanın üstüne düştüğü o ana kadar. Kalem masada bir kaç gün boyunca sinsi bir karga gibi kaldı. Kimse farketmedi varlığını ve masayı temizleyen gündelikçi kadın bile kazara da olsa kalemin yerini değiştirmedi. Arabanın vergi borcunu ödemek üzere bankaya gittiği bir gün işi erken bitince en iyi arkadaşının ofisine ne kadar yakın olduğu aklına geldi ve o gün ofise adımını atıp arkadaşıyla kucaklaştıkları anda kalemi masanın üzerinde parıldarken buldu. Arkadaşının yüzüne gülümseyerek baktı o anda ve adamın alnında belli belirsiz bir yazı olduğunu farketti; İmitato
İhanetin ortaya çıkma anından daha mükemmel bir cinayet mahalli yoktur. Bıçak tam göğse kaburga kemiklerinin uçlarından gövdenin sol üst kısmına iki kaburgayı kırarak kalbe saplanır. Temiz bir yara açar ve açılan yaradan kan fışkırmaya başlar. Beyinde birikmiş kan tamamen çekilerek yaraya hücüm eder. Zihin tamamen durma noktasına gelir. Ayaklar ve eller hayatsız kalıp çölleşirler. Bir kaç saniye içinde tam bir inançsızlık boşalan zihnin ortasına tüm ihtişamıyla yerleşir. Karşında tanrı olsa da hassiktir deme noktasına gelinir. İnsan ihanete uğradıkça münzevileşir. Tüm bilgiler artık gereksizdir. Ne olduğun önemsizleşir. Üzerindeki kıyafet bile renksizleşir. Böylece insan hiçleşir silikleşir ve evrendeki en korkunç şey hiçliktir.
Sabah bir ülkenin yeni sahibiymiş gibi dinç uyandı. Kahvaltısını özenle hazırladı ve yeni kazıttığı kafasına kettle'dan gelen buharın verdiği serinlikle bile mutlu olabilirdi. Haplar etkisini gösteriyordu ama bunu kendine söylemedi. Kırmızı kısa kollu hırkasını, içine salaş sweatini giydi, bordo bağcıklı yeni ayakkabılarını dolaptan çıkarırken eline alıp onları bir kaç saniye seyretti. Giydiğinde kendini daha iyi hissetti. Yeni alınmış bir kıyafeti ilk kez giymenin tüm konforunu doyasıya yaşıyordu. Bugün O'nu mutlu edecek ne varsa yapmak istiyordu.
Dışarı çıktı. Hava buz gibiydi ama yüzünü acıtmıyordu. Evin önünde uyuyakalan bir kedi gerinerek ayaklandı. Hiç huyu olmadığı halde eğilip kedinin gıdısını okşamak istedi ama kedi aniden dönüp dünyanın en iğrenç şeyine şahit olmuşcasına tıslamaya başladı. Uzattığı eli anında geri çekip yürümeye başladı. Kedi arkasından hala tıslıyor gırlıyordu. Alnının sızladığını hissetti. Elini alnına götürmek istemiyordu. Evi Taksim'e çok yakındı. Oraya kadar yürüyüp sahafları gezebilirdi. Haftalar sonra ilk kez dışarı çıkıyordu. Artık iyileştiğini düşünüyordu ve buna o an emin bile oldu. Bir şeye emin olmak istediğinizde bunu istemeniz yeterlidir. Eski televizyonlar satan önünde menekşelerin olduğu bir dükkanın önünden geçerken kapının önünde duran dükkan sahibiyle yüzyüze geldi. Adamın kalın bıyıkları ve yemyeşil gözleri vardı. O an korkunç bir şey farketti. Adamın alnında "sectanda" yazıyordu. Gülümseyerek selamlaştılar. "içeri buyrun tertemiz antikalarımız var". Bunu duymadı bile. Yürüyüp adamı geçmişti ama arkasına bakıp adamın alnındaki yazıyı tekrar görmekten ürküyordu. Dayanamadı ve baktı. Yazı tüm kızıllığıyla orada duruyordu.
O gün göreceği tüm insanların alınlarına bakmaktan korkacaktı ama malumu farketmekte gecikmedi. Herkesin alnında bir yazı vardı ve kimsenin de yazılanların farkında olmadığını anladı. Yazılar latin alfabesiyle yazıldığına göre bu bir şaka da olabilirdi. Çok geniş prodüksiyonlu bir şaka. Delirmekten en korktuğu anda olmadık şeyler görerek zihninin kendisiyle alay ettiğini düşündü ama bu onu rahatlatmak yerine daha da sinir etti. Bir ruh hastası değilim ben diye sızlandı içinden. Sakin sessiz bir yere oturup insanların yüzüne bakmadan bir şeyler içmek istedi. "buyrun efendim hoşgeldiniz" diyen garson kızın alnında "fractor cordum" yazıyordu. Masayı gösteren garsonun alnında ise "avarus". Bir an için hepsinin alnına dokunmak istedi. Hepsinin yüzüne bunu haykırmak. Tek yapabildiği tek kelime etmeden onların yüzlerine bakakalmaya alışmak oldu. Bir kaç saat içinde hemen herkesin alnındaki kelimeleri not etmeye başladı. Kelimelerin latince olduğunu anlamamıştı bile ama bilgisine güvendiği bir arkadaşına kelimelerin hangi dilde olduğunu sorduğunda "hayırdır hristiyan ilahilerini mi öğrenmeye başladın" şeklinde bir yanıt aldı.
Hayal gördüğüne emindi ama sokakta oynayan mavi gözlü bir çocuğun alnında kocaman harflerle "LİBER" yazdığını görünce artık bu durumun basit bir kendini kandırma hali olmadığını farketti. İnsanlara bunu anlatamazdı. Kendine bile anlatamıyordu. "benim alnımda enayi mi yazıyor" lafını düşünerek kıkırdıyordu arada. Eğlenmeye bile başlamıştı. Sonra anneannesinin küçükken ona ve kardeşine anlattığı hikayeler aklına geldi. "beni dinleyen veletlerim. evsiz yer, ağaçlık toprak kalmayıncaya kadar insanlar yemeye devam edecekler. her yer binayla zina olduğunda yerin altından biri çıkagelecek. herkesin alın yazısını tüm kafirlere bir bir söyleyecek. kimse kabul etmeyecek ve herkes ondan nefret edecek. Ama alınlarındaki yazıyı herkesin yüzüne haykıracak. Onlar yine de utanmayacaklar. " Keşke dindar olsaydım diye düşündü. Bundan para bile kazanabilirdim o zaman. Koskoca bir kıyamet alameti olmak kimseye nasip olmaz.
"Kimi neyle nasıl yüzleştirebilirsin ki? Sadece şu an yaşanan bir hayatta hele. Kimsenin geçmişe ne gücü yetiyor ne de kalbi. Alınlarındakiyle yüzleşseler ne fayda? Kendilerini bilmek istemiyorlar ki? tek bildikleri zannetmenin hazzı. Ateş içimde gövdemi paramparça ediyor. Senin kalbine baktım da görmedim alnına baktım da görmedim seni gözüm görmüyor" dedi kendisini aldatan kadına. Herkesin alnında yazanı gördüğü halde sadece O'nun alnındakini göremiyordu. Bütün gücünü toplayıp alnında yazanı görebilmek için yanına gelmişti ve olanları anlatmıştı. Kadın sadece bir sigara yakıp gülümsedi; "çok içiyosun. bir doktora görün Harun"
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Olga
Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder