İnsan zihni tamamlanamamış kitaplar gibidir. Kimisinin sayfaları eksiktir, kimisinin kapağı yoktur, kimisinin sonu. Kimisini okudukça elinden bırakmak istemezsin, kimisini ise görünce eline bile almak istemezsin. Bazıları bir uyarı tabelası gibidir, bazılarıysa sadece kendini yok etmekle meşguldür. Kendi kendine yanabilen bir kitap görürseniz, işte o bir ketumun zihnidir. Sayfaları açık bir pencereden esen bir rüzgarla yavaş yavaş kendi kendine açılan bir kitap görürseniz, o bir aşığın zihnidir. Her zihin, kendini varetmekle meşguldür. Her kitap, onca naftaline, sandığa ve unutulmuş kütüphaneye rağmen alınıp okunmak ister. Kitapların tüm gayesi okunmakdır. İnsanın tüm gayesi bilinmektir. Farkedilen bir insanın mutluluğu kendini anlatmaya çalışma acizliğiyle birleşir. İnsan zihninin acizliği kitaplarla aynıdır; kendilerini okuyamazlar.
İnsan zihni bir kitapsa, algı o kitabı yazan kalemdir. Ucu kırılıp duran bir kurşun kalem. Üzeri her karalanmış cümle o kitabın diğer sayfalarını da okunmaz kılacaktır. Çocukların zihinleri hariç. Çünkü çocukların zihinleri resimlerden ibarettir. Sessizlikle dolu kitaplardır onlar. Bazı kitapların ortasında bomboş sayfalar vardır. Bunlar yalnızlıktan kalma yılların bıraktıklarıdır. Hiç yazılmamış kitaplar da vardır elbette. Yazılıp boş bir salıncakta unutulup gidenler de. Her kitap sayfalarının parmak izleriyle doldurulmasını bekler. Kitapların da zihinlerin de kaderidir ki onlar okunmadan anlaşılamazlar.
Kitaplar eskirler, incelirler, sayfa numaraları okunmaz hale gelir, tozlanırlar. Bir gün gelir bir sahafta o sahaf iflas edene kadar beklerler. Yani mezarlıklar artık dile gelemeyen zihinlerin çığlıklarıyla doludur. Mezarlıklar da elbet yıkılır. Toprak bile kül olur. Ama bu zihnin umurunda değildir. Onlar yine de bilinmek isterler.
Demirin, bakırın, kömürün varlığını borçlu olduğu milyonlarca yıllık zaman, insan zihni için pek kayda değer değildir. Evrenin büyüklüğünü de pek umursamazlar. Zaman denen kör gardiyana öyle mahkumdur ki insan, onun izin vermediği hiçbir şeyi algılayamaz. Acıyı bilir, beş duyusunun yalanlarını ve korkuyu. Bunlarla yazar kitabını ve kalemi kırılsa bile sayfaları yırtarcasına yazmaya devam eder. Kitabın sonunda baş kahramanın tanrı çıktığı bir hikayenin küçük figüranı olduğunu farketmez bile. O nedenle söylenen söz ağırlaşır. Kelimeler, anlamları dışında da figürana kıymetliymiş gibi hissettirir. Acısına saygı ister. Düşüncelerine saygı ister. Kendine varlığına saygı ister ve bu talep bir rica değildir. Herkes, kendi kitabının tek kitap olduğunu zanneder. Oysa ki kütüphaneler yakılmış, unutulmuş, paramparça edilmiş kitaplarla doludur. Kitaplar gerçeği yazmakla sorumludur zannederler üstelik. Böylece inandıkları, sevdikleri, benimsedikleri ne varsa bir kurala dönüşür. O talep edilen saygı da bir zorunluluktur artık diğerleri için. İnsan her yadırgadığı şeyde kendini bulur. Gılgameşin ölümsüzlük veren yoncayı bulduğu an gibi, kendini bulduğu anda da mutlaka kaybeder. Çünkü haklı olmak, kendini bilmekten daha tatlıdır.
Birbirini öldürmeye kalkan kitaplar gördünüz mü hiç? İnsan, sadece zihninden ibaret olsaydı dünya evrenin en huzurlu yerlerinden birisi olabilirdi. Kendini tanrı zanneden onca karıncanın arasına düşmüş birazdan hazmedilecek olan bir bokböceğinin dünyasına hoşgeldiniz. Eğer onlar gibi düşünmüyorsanız, sizin için yazılacak bir kitap bile bırakmazlar. Elinizden kaleminizi alırlar, sayfalarınızı yırtarlar. Eğer izin verirseniz sizin yerinize sizin kitabınızı bile yazarlar. İnsanı insan yapan sadece zihni değildir o nedenle ve buna şükretmek gerekir.
Bilinç, kitabımızın kurgusudur. Kesin yargılarla kurulmamış, isteklerden arındırılmış bir bilinç, evrenin en uzak köşesinde yeni doğmuş bir yıldız gibi parlayacaktır. Eğer anlatılan senin hikayense, o kitap kimsenin ilgisini çekmeyecektir. Eğer onların hikayelerini anlatırsan, herkes kitabını okumak için istekli olacaktır. Onlar sadece duymak isterler bilmek değil. Bilmek, tüm kayırmaları, adaletsizlikleri, gereksizlikleri ortadan kaldıracaktır.
Herkes kendi kitabını mutlaka yazacaktır. Kimine tek satır, kimine masallar yetecektir. Sayfaların üzerine düşmüş sigara külleri, mum artıkları, gözyaşları olması mümkündür. Güneş parladığı sürece bu devam edecektir. Her hayatın bir hikayesi olmak zorunda değildir. Bazı kitaplar sonsuza dek sürerler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder