24 Mayıs 2021 Pazartesi

Abe No Seimei - Japonların Merlin'i

İmparator Murakami döneminde toprakları elinden alınmış babası, büyükbabası ve onların da babaları büyük babaları büyücü olan Yasuna adında bir adam yaşarmış. İmparatora yaptığı hizmetlerden sonra kendi topraklarına sahip olmuş ve buraya bir ev inşa etmeye başlamış. Oldukça külfetli olan bu işin altından kalkabilmek için arazisinin yakınlarında bulunan bir İnari tapınağına gidip her gün dualar ediyormuş. İnari, japon topraklarına pirinci getirdiği söylenen tanrıça. Göklerden beyaz bir tilkiyle yeryüzüne inip o zamanlar çamur içindeki Japon topraklarına pirinç eken kişi. - gökten inip tarım öğreten bir tanrısı olmayan toplum neredeyse yok yeryüzünde -. 

Bir gün Yasuna tapınağa giderken avcısından kaçan bembeyaz bir tilki görmüş. Hayvan koşmaktan kımıldayamayacak hale gelmiş, Yasuna da tilkiyi alıp avcıdan saklamış. Avcı, Yasuna'nın yanına gelip tilkinin nerde olduğunu sorunca ikisi sağlam bir kavgaya tutuşmuşlar. Yasuna, avcıdan dayağı yemiş ama tilkiyle ilgili tek kelime etmemiş. Avcı da ne haliniz varsa görün diyerek oradan ayrılmış. Ağzı burnu dağılmış olan Yasuna tapınağa kadar gidebilmiş orada bayılmış. Ayıldığında başında hayatı boyunca gördüğü en güzel kadını görmüş. Adı Kuzunoha olan bu kadın tüm yaralarını iyileştirmiş.

 Yasuna ve Kuzunoha birbirilerine delice aşık olmuşlar ve Yasuna'nın yaraları iyileşir iyileşmez de evlenmişler. Süper mutlu çiftimizin kısa bir süre sonra bir oğulları da olmuş ancak bu oğlan doğduğunda ağzındaki tüm dişler yerindeymiş ve oldukça iri bir bebekmiş. Çocuğa Dojimaru adını vermişler. Dojimaru inanılmaz zeki ve insanüstü güce sahip bir çocuk olarak dünyaya gelmiş. O kadar zekiymiş ki annesindeki acaip hallerini fark etmesi uzun sürmemiş. Kuzunoha bir gün ayna karşısında saçlarını tararken, meraklı oğlan elbisinin altından sarkan beyaz tüylü bir şey görmüş. Elbiseyi kaldırınca annesinin kocaman bir tilki kuyruğu olduğunu görüp bunu babasına söyleyince Kuzunoha utancından ortadan kaybolmuş ve çok sevdiği kocasına bir şiir bırakmış; '
Eğer beni seviyorsan sevgilim, Gel ve gör beni İzumi'deki büyük ormanda yaprakların dalgın dalgın hışırdadığı O yerde bulacaksın'


Yasuna, karısının yıllar önce avcıdan kurtardığı tilki olduğunu daha doğrusu bir 'Kitsune' olduğunu öğrenince uğradığı şoku kolay kolay atlatamamış. Kitsune'ler genellikle güzel kadın kılığına bürünebilen hatta evlenip insanlar içinde bile yaşayabilen tilkiler olarak adlandırılıyorlar. Bu yaratıkların bazıları korkunç güçlere sahip olabiliyorken bazıları da zararsız kendi halinde yaşayan yaratıklarmış aynen insanlar gibi. 

Eğer bir kitsune çok uzun süre yaşarsa bir kuyruğu daha çıkıyormuş eğer daha da uzun süre yaşarsa bir kuyruk daha. Ta ki ölümsüz olana dek. Tüm kuyrukları çıktığında bir Kitsune'yi öldürmek neredeyse imkansızlaşıyormuş. Kitsune'ler son derece büyük metafizik güçlere de sahip olabiliyorlarmış her türlü canlının kılığına girebildikleri de söyleniyor. Böylesi acaip bir canlının oyununa geldiğini düşünen Yasuna yine de karısını son kez görebilmek için yazdığı nottaki yere İzumi'deki ormana gitmeye karar vermiş ve yanına da oğullarını alıp yola düşmüş. Kuzunoha kocasını ve oğlunu karşısında görünce onlara son kez sarılmış ve oğluna bir kristal küre bir de altın kutu hediye etmiş. Kristal küre neyse de altın kutunun içinde ne olduğu belirsiz. Bu hediyeleri verdikten sonra Kuzunoha sonsuza dek ailesini terk edip ormana geri dönmüş. Dojimaru, annesinden gelen güçleri bu kristal küre aracılığıyla kontrol etmeyi öğrenerek büyümüş ve yetişkin bir adam olduğunda adını Seimei olarak değiştirmiş.

Seimei 80-90 yıl boyunca yaşamış ve hayatı boyunca bir kere bile hasta olmadığı rivayet ediliyor. Hakkındaki efsanelerin sayısı o denli fazla ki tüm bunlar toplanıp bir külliyat haline getirilebilir zaten Japonya'nın  en meşhur kahramanlarından birisi kendisi. Seimei'nin neredeyse yapamadığı bir şey yok anlatılan hikayelerde. Asıl yükselişini o dönemin imparatoru Kazan'ın hastalığını iyileştirdiğinde yapıyor ve sarayda o dönemde kurulu bulunan 'büyücülük bakanlığının' başına getiriliyor. Bu tarihi bir bilgi bu arada çünkü Seimei'nin hayatıyla ilgili dökümanlar oldukça iyi korunmuş. Buna rağmen hayatıyla ilgili olayların neredeyse tamamı efsanevi durumlar içeriyor. 

Kendisinin de bir rakibi var. Seimei, Gandalfsa - ki Gandalf da Merlin'in bir taklidi aslında - bu kişi de Saruman oluyor. Ashiya Doman, Seimei sarayda önemli yerlere geldiğinde O'nun yerini almak isteyen başka bir büyücü ve bu ikisi arasında uzun zaman süren bir mücadele yaşanıyor. Kapışmalarından birinde Doman bir kutunun içine 15 tane portakal koydurup herkesin önünde kutunun içinde ne olduğunu Seimei'den bilmesini istiyor. Seimei kutunun içinde 15 fare var diyerek soruyu yanıtlıyor bu esnada da -çaktırmadan- kutunun içindeki portakalları farelere dönüştürüyor. Kutuyu açınca Doman göt oluyor haliyle ve bu büyücülük kapışmasının galibi Seimei oluyor. 

Seimei'yi ünlü kılan kişilerden biri de Japonya'nın kutsal sayılabilecek büyük kahramanlarından olan Minamoto no Yorimitsu. Yorimitsu, uzun süre çevre köylere dehşet saçan bir haydut çetesinin peşine düşüyor. Bu çete öyle zalim öyle korkunçmuş ki çetenin lideri olan Shuten Doji'nin bir Yokai yani bir çeşit iblis olduğu söylenir dururmuş. Yorimitsu bu çeteyi ve liderini öldürürken Seimei'den nerede olduklarını öğreniyor. Doji'nin en büyük zaafının içki olduğunu da kendisine anlatıyor. Yorimitsu ve adamları budist rahipler kılığına girip Seimei'nin hazırladığı içkiyi çeteye sunuyorlar. Kafayı bulan haydutları da gece kılıçtan geçiriyorlar ancak Shuten Doji, Japon mitolojisinde yer alan Yokai'ler (iblis) içinde en güçlülerinden birisi olarak kabul ediliyor. Zaten üç Yokai, yenilmez olarak kabul ediliyorlar. Bunlar Otakumaru, Shuten Doji ve kendisi bir kitsune olan Tamamo no mae. Seimei yaşadığı zamanın tarihleri uyuşmasa da bir kitsune olan Tamamo no mae'yi imparatoru yok etmek üzereyken kimliğini ortaya çıkararak yeniyor.  

Aralarında binlerce kilometre mesafe olsa da japonya ve kelt mitolojileri son derece büyük benzerlikler gösteriyor. İblisler, o iblislerle savaşan kahramanlar, görkemli büyücüler. Arthur efsanesinin çıktığı noktayla japon tarihinde bizzat yaşamış kişiler arasında büyük paralellikler yok örneğin japonlarda bir kutsal kase yok buna karşın çoğu kavramın birbiriyle örtüştüğü söylenebilir. Nordik mitolojilerin de benzer hikayelere sahip olduğunu düşünebiliriz ancak Japon mitolojik hikayelerinin tarihsel kaynakları bulunuyor. Seimei, Yorimitsu gibi karakterler gerçekten yaşamış kişiler ve Gılgameş, Herkül gibi binlerce yıl önce yaşadıkları düşünülen kişiler değiller. 

Seimei'nin ölümsüz olduğu ve hala japon topraklarında yaşadığı da söyleniyor. Hayatı boyunca hasta olmamış birinin nasıl öldüğü sorusu da güzel bir soru elbette. Seimei'nin dahil olduğu hikayeler arasında neredeyse 200 yıllık farklar bulunuyor. 


Hiç yorum yok:

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...