8 Aralık 2013 Pazar

Sisler denizinde yalnız bir adam


Sisler denizinin üstündeki gezgin, 1818 yılında Caspar David Friedrich'in zihninde gördüğü bir manzaranın önüne yerleştirdiği yalnız bir insan tasviri. Ulaşılabilecek en yüksek yere gelmiş, gayet şık giyimli, çizmeleri bile tozlanmadan mağrur ve çok acıklı bir şekilde duran bu adamın kafasından geçenleri sezmek şüphesiz ki düşünenler için nice hikmetlerle doludur. Bir dağın çıkılması en zor yerine, kayalarla dolu zirvesine ulaşmış birinin durup ufkun ötesini bile görebilmesini sağlayan bu yerde derin düşüncelere dalması kaçılamaz olanla yüzleşmesini anlatıp durur resmi görenlere.

Dağın aşağısını görmek imkansızdır. Geçmiş, yani olup bitenler oraya nasıl geldiğini anlatmamaktadır. Aşağısı artık sislerle örtülüdür. Oraya çıkana dek çekilen cefaların önemi yoktur belki ama adamın destek almak için kullandığı bastonu yanında durmaktadır. Adamın günle işi bitmiştir. Zamanla işi kalmamıştır. Rüzgar saçlarını ele geçirmiştir. Sanki hiç birşeyin önemi kalmamış gibidir. Etrafta tek bir canlı bile yoktur. Cansızlığın sembolüdür o kayalar. O keskin kayaların tepesinde duran adam, zafer kazanmamıştır. Aksine yenilmiş gibidir. Nereye gelinirse gelinsin, ne yapılırsa yapılsın, nasılsa yenileceksin der gibi öne atmıştır bir dizini.

Düştüğü duruma bakılırsa, izolasyonu kesindir adamın. Hayatı anlamak için kıvranan herkesin çektiği bir sancıyı çekmektedir. Görebildiği tek şeyse ufka yakın duran başka zirvelerdir ve önünü kaplayan dev bir sis. Kendi zirvesinin etrafını görememektedir. O bir gezgindir ve arayıştadır bu belli. Aradığı şeyi bulabilmek için çıkmıştır belki de oraya. Bunun karşılığında karşılaştığı tek şeyse belirsizliktir. Hayatının aşkını mı aramaktadır? başarıyı mı? ölümden sonrasını mı? belki de herşeye tepeden bakarak onları birlikte görerek anlayabileceğini zannetmektedir. Ama şu kesindir; yapayalnızdır bu adam. Resmi yapan ressam bile orada değildir.

Nihai olarak varılacak noktada, yine bulunacak olan şey belirsizliktir. Belki de orada sislerle örtülü olan manzaraya bakarak kendinden başka düşüneceği bir şey bulamamaktadır. Bu dünyayı sisler gizliyor hep. O sisleri aralamak istesek de göreceğimiz tek manzara ihtişamlı bir manzaradan başka bir şey olmayacak. Bu bir teselli bile değil. Varlığını en keskin biçinde hissedeceği yerde, herşeyin ve herkesin üstünde duran biri bile, dünyayı ayaklarının altına almış olsa bile, yapayalnız kaldığını farkedecektir. Bu adam, belki de hayatımızın net bir özeti. Belirsizlikle bezenmiş olan hayatın içine dalıp gitseniz de onun dışına çıksanız da göreceğiniz manzara bu. Puslu bir gökyüzü ve yorgunluk.

Belki de bu resmin devamında, adam atladı o kayalıkların üstünden. Sisin içine daldı ve sislerin altındakini görebildi bir kaç saniyeliğine de olsa. Hayat bu iyiliği yapabiliyor. Anlık da olsa size peçesini kaldırıp yüzünü gösterebiliyor. Sırf bunun için çekilecek cezaya değer mi peki? Bilmiyorum.

Hiç yorum yok:

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...