"İnsanların hayatlarını değil de hayatı sorgulamalarından gerçekten gına geldi. Başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmekten kendilerine dair tek bir fikre bile sahip olamıyorlar. "
Bunları söyledikten sonra sigarasını yaktı ve bitirdiği yemeğinin içinde duran çatalla oynamaya başladı. Koşuşturmaktan gözlerindeki renk mora çalmaya başlamış bir garson alelacele tabağını önünden aldı. Garson neredeyse düşüyordu. Bunu görüp içinden gülmek geldi ama gülmedi.
"Christian artık bir karar vermen gerekiyor" dedi Heide. 3 yıldır beraberlerdi. Christian'ın cep telefonundaki mesajları haftada bir kontrol ediyordu. Mailinin şifresini de biliyordu. Heide aslında kıskanç biri değildi sadece korkak biriydi. Bir yudum aldı şarabından ve adamın gözlerine bakmadan yüzüne baktı.
"Neye karar vereceğim allah aşkına ya? Ne söylememi istiyorsun? Sen ne istersen o olacak elbette Heide. Her zaman olduğu gibi" Kısır döngülerden çıkmanın tek yolu onları yıkmaktır veya aynı şekilde dönüp durduğun o dairenin çevresini o kadar hızlı dönmeye başlarsın ki döngü kendine yeni bir döngü yaratmaya başlar. İlişki kelimesinin kullanımı acizlikle eşdeğerdir. İletişim mi yoksa ilişmek mi? Kelimelerin kökenleri bile bizlere hikayelerini anlatamıyorlar.
"Artık evlenmemiz gerekiyor. Sen hala işti aileydi oydu buydu bahanelerle bana geliyorsun. Babam her hafta bana soruyor artık bu adam ne halt etmeye çalışıyor diye. Biraz kendine düzen ver Christian. Amacın nedir gerçekten? "
Birazdan büyük bir kavga patlayacaktı. Kavga için tüm şartlar olgunlaşmıştı. Christian tam ağzını açacakken birden masa sallanmaya başladı. Deprem oluyor zannettiler ama restorandaki diğer insanlar olağan sohbetlerine devam ediyorlardı kimsenin umrunda bile değildi. Deprem falan olmuyordu ama masa ve oturdukları sandalyeler şiddetle sallanıyordu. O anda üzerinde durdukları platform düzgün sınırları olacak şekilde kırılmaya başladı. Heide çığlık atıyordu o anda ama hiç kimse onları duymuyordu. Christian sıkı sıkıya oturduğu sandalyeye tutunuyordu ayağa kalkamıyorlardı çünkü oturdukları masanın etrafındaki mermerler tamamen kırılmıştı ve yerden ayrılıp havaya doğru yükseliyorlardı. Bu bir lucid dreaming vakası mıydı? İkisi de aynı anda aynı halüsinasyonu mu görüyorlardı? Heide 4 yıldır Lustral kullanıyordu ama bu hapın o kadar yüksek halüsinasyon etkisi olamazdı. O anda her ne oluyorsa farkında değillerdi ama tek bir gerçek vardı; oturdukları masa yerden koparak yükselmeye başlamıştı ve o anda bunu engelleyebilecek hiçbir şey yapamazlardı.
Heide'nin çığlıkları yavaş yavaş kesilmeye başlayıp yerini derin nefes alıp vermelere bırakmıştı. Christian ise sadece "noluyor amk ya noluyor yaa" diyebiliyordu. O anda farkettiler ki aslında şeffaf bir fanusun içindeydiler ve tüm dünyadan yavaş yavaş uzaklaşıyorlardı. Zaman durmamıştı tüm şehir hareket ediyordu. Arabalar insanlar saat kulelerinin yelkovanları hareket ediyordu. Korkudan etraflarına bakamamışlardı ama yerden yükseldikçe korkuları biraz daha azaldı. Artık apartmanları birer kahve bardağı gibi görebiliyorlardı. Onları şeffaf bir küre sarmıştı. Christian bir an için ayağa kalkıp kürenin sınırlarına dokunmaya çalıştı. Dokunduğu yüzeyin kadifeden olduğunu hissetti. Yumuşacık sınırları vardı kürenin. Küreye dokunduğu anda sakinleşmişti. Heide ise hala delirmenin eşiğindeydi.
"Heide ayağa kalk ve küreye dokun!" dedi.
"Saçmalama ölmek üzereyiz be adam sen ne saçmalıyorsun ne küresi!!" diye bağırdı kadın. Bir an bile etrafına bakamadığını farketti ve bir kürenin içinde olduklarını o anda anladı. Titreyerek yerinden kalkmaya başladı ve ellerini yukarı doğru uzattı. Aniden içine bal kaymak dökülmüş gibi huzurlu hissetti kendini. Sandalyesine gülümseyerek oturdu. Hatta neredeyse kahkaha atacaktı ki o anda masanın üstünde duran şarap şişesinin yerinden bir gıdım bile oynamadığını farketti. Şişe hala doluydu bardağına doldururken atmosferden dışarı çıkmak üzere olduklarını farkettiler. Dünyayı terkediyorlardı hem de bir restoranda.
"Bu sence bir rüya mı?"
"İkimizin de aynı anda görebileceği bir rüya varsa evet neden olmasın ama biz yerden sökülüp göğe çıkarken bu şişe yerinden kımıldamadı bile Chrissy"
"Bana yıllardan sonra ilk kez Chrissy dedin biliyor musun?"
"Dememiş miydim? Niye demediğimi bilmiyorum ama içimden geldi. Sadece adını söylemek istemedim."
"Biz kavga ediyorduk az önce öyle değil mi?" diyerek kahkaha attı Christian.
"Anımsamıyorum hiçbir şey. Bu sabah ne oldu öğlen neden buraya oturduk ve şu anda neden buradayız bunları bilmek istemiyorum. Anımsamak gereksizlik şu an. Etrafına baksana. Karanlığın ortasında parlıyoruz. "
"Artık korkmuyor musun?"
"Hayır elbette. Ölmüş olabilir miyiz?"
"Bu şekilde mi? Belki de oturduğumuz restorana meteor çarptı ve bir saliseden kısa bir sürede öldük ne dersin?"
"Ama ben hala nefes alıp verdiğimi hissediyorum kalbimin attığını da?. Ölülerin kalbi atamaz değil mi ahaha"
Mars'ın yanından geçiyorlardı. Yavaşça süzülerek Mars'ın kızıllığının etraflarını sardığını hissettiler. Konuşamayacakları bir andı bu. Christian ayağa kalktı ve yürüyebileceğini hissetti. Heide'nin yüzüne baktı ve ona doğru yürümeye başladı. Yanında durup önünde eğildi.
"Ölmüşsek de beraber ölüyoruz. Yaşıyorsak da beraber yaşayacağız öyle değil mi? Nereye gidiyoruz bilmiyorum ve umrumda da değil. Yanımda senden başkasını da istemezdim şu an. "
Elbette o an deli gibi öpüştüler. Yıllardan sonra belki de ilk kez gerçekten öpüştüler.
Olağandışılığın onlara hediyesini kabul ettiler. Rutinin içinde sıradan bir gündü o anda edecekleri kavga da rutinlerinin bir parçasıydı. Döngü kırılmıştı önemli olan buydu ve neden bunlar oluyordu sorma gereği bile duymadılar. Satürn'ün halkalarını görerek öpüşen ilk insanlar onlar değildi ama. Daha önce de cennetten kovulanlar olmuştu. Herkes bir gün bu cennetten kovulacaktı ama bunu elbette ki kimse bilmiyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder