5 Nisan 2008 Cumartesi

kıyamete bir saat var. saatlerinizi ayarlayın.

alain de botton'ın proust nasıl yaşamınızı değiştirebilir isimli kitabında daha girizgahta anlattığı bir olayda L'intransigeant gazetesinde belli zamanlarda okuyucularına sorduğu sorulardan birisi dünyanın yok olmasına bir kaç saat kaldığı kesinleşse insanların neler yapacağıyla ilgliydi. kimisi bir dağ manzarası görebilmek için o bir saatte dağa tırmanacağını, kimisi tenis yada golf oynayacağını söylüyordu. proust da bu soruya cevap gönderenler arasındaydı ve cevabı yataktan hiç çıkmak istemeyen tek işi yazmak olan bir insanın yapacağı şeyler değildi; louvre'un yeni galerlerini gezmek, aşık olmak, hindistana yolculuk yapmak.

peki ya siz olsanız ne yapardınız?

bana sormayın. bu soruyu doğru biçimde cevaplasak bile aslında anlamsız. çünkü her şey bitecek bir saat sonra. dünyanın en büyük zevkleri nelerdir konulu bir anket de değil aslında bu. çünkü o bir saatte yapacaklarınız sizi o durumdan kurtarmayacak. teselli olsun diye yapsanız, tam olarak teselli edemeyecek. ancak tüm bunları o anda düşürken de kaçınılmaz olan saatin işlediği aklınıza gelecek. zaman tükeniyor. artık bir ömrünüz yok. sanki rehinsiniz. belki bu rehin alınma hissine isyan edip oracıkta kendinizi öldüreceksiniz. yaklaşan kıyametin nasıl tepenize çullanacağını tahmin edebiliyorsanız, bunu yaşamamayı seçebilirsiniz ilk olarak ve orada her şeyi bitirebilirsiniz. ne de olsa artık ne sevenleriniz olacak arkanızdan üzülecek ne de geriye bırakabileceğiniz her hangi bir şey. ama yaşama dürtüsü hiç sebep yokken hatta gününüz güzel bile geçiyorken birdenbire gelen bu yokolma haberiyle ne kadar yok olabilir?



en sevdiğiniz içkiyi o kısa zamanda nasıl bulabilirsiniz? belki de hayatta en sevdiğiniz insan binlerce kilometre ötededir ve yaratılmış olan kaostan iptal olan uçak seferlerinden gitmeyen bir şehirde kilitli kalmışsınızdır. ütopik olarak sorulan bu sorunun nedense mantıklı görünen ancak sorunun kendisinden daha da ütopik yanıtları vardır. o anda yapmak isteyeceğiniz şeyi tam olarak bilseniz bile, tek bir saniye bile aklınızdan çıkmayacak bir kronometrenin zinciriyle zincirlenmiş olarak yapacaksınız. zihne inen prangalar saniyeleri çabuklaştırırken insan olamayacak şeyleri dilemeyi seçerken kendini zamana daha da mahkum edecektir.

aslında ömrümüz de kıyametine bir saat kaldığını bilmediğimiz bir mecranın üstünde geçip gidiyor. kimse bilmiyor bir sonraki dakikada tepemize düşebilecek 34 milyonda bir ihtimallik yıldırımı. böyle bir ihtimal bizi endişelendirmezken zamanın geçtiğini farketmeyişimizin nedeni de sanırım bu endişesizliğimiz. zamanın geçtiğini düşündüğümüz anda da bu kez ne yapacağımızı bilmezlikten yakınıyoruz. belki de, en büyük hapishane olan bedeni de hapsetmiş olan zaman içiçe geçen daha bilmediğimiz onlarca hapishanelerden birinden bir başkasına naklediliyoruz sadece. bu kölelik ne zaman biter? bir kıyametle mi?

Hiç yorum yok:

Olga

 Sonsuza dek sürecek bir öfkeniz varsa içinizde büyütüp yeşerttiğiniz, asla huzur bulamazsınız. Öfkenizi beslediğiniz o kısa zamanlarda haya...